Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çanakkale Zaferi'ni Anlamak

Resim
Çanakkale Boğazında Bir İmkânsız Zafer Manzarası Yıl 1915. Mart ayının 18. günü. İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan birleşik donanma, kıyıdaki Türk tabyalarını saatlerce topa tuttuktan sonra Çanakkale Boğazı’nı geçmeye çalışıyor. Hedef İstanbul. Ulubatlı Hasan’ın 29 Mayıs 1453’te surlara diktiği sancağı söküp atmak, Osmanlı devletini kalbinden hançerleyip milleti çaresiz bırakmak için İstanbul’u alacaklar. Gemileri çok, topları güçlü. Birkaç saat sonra uğrayacakları felaketten habersiz, boğaza giriyorlar. Boğaz kıyıları sessiz. Toplar susuyor. İnsanlar bekliyor. Düşman gemileri Çanakkale’yi geçerken umutların tükendiği, nefeslerin tutulduğu bir an geliyor. İşte bu en kritik anda, Seyit onbaşının kucaklayıp namluya sürdüğü bir gülle, Nusret’in gecenin karanlığında sulara bıraktığı birkaç mayın; Hasar gören, dakikalar içinde birbiri ardınca sulara gömülen düşman gemileri ve kırılan kolu kanadı gibi gururu da paramparça olan birleşik donanmanın kaçışı… Kahraman Mehmetçiğin kanıyla yaz...

Kudüs İçin Ölmek - Şövalyeler, Rahipler Müslümanlar ve Birinci Haçlı Seferi

Fransa'dan, Almanya'dan ya da Batı Avrupa'nın herhangi bir yerinden yaya olarak veya at sırtında yolculuk ederek Kudüs'e ulaşmak için, aradaki binlerce kilometreyi aşıp en iyi şartlarda aylarca durmaksızın yürümek, bu arada bu uzun yol boyunca sürekli değişen doğa ve iklim şartlarıyla sürekli mücadele etmek gerekir. Bir de bu yol eğer düşman topraklarından geçiyorsa, bu yürüyüşün nasıl bir çileye dönüşebileceğini varın siz düşünün. Kudüs İçin Ölmek adlı romanı okurken, başka başka sebepler yüzünden yollara dökülen binlerce insanın yıllarca süren zorlu yürüyüşüne eşlik edebilir, "Tanrı bunu istiyor" diye yerini yurdunu terk edenlerin Tanrı'nın ne istediğini ne denli ciddiye aldıklarına tanık olabilirsiniz. Kudüs İçin Ölmek ; güçlü kurgusu, sürükleyici hikayesi ve ilgi çekici konusuyla okuru kendine bağlayan etkileyici bir tarihi roman. Yıllarca süren ve başarıyla sonuçlanan birinci haçlı seferinin hazırlanışını, sefer sırasında yaşanan trajedileri, Kudüs...

Türkistan Türkistan - Yavuz Bülent Bakiler

Resim
Turan olarak bilinen bir büyük ülkenin, şimdilerde Orta Asya deyip geçtiğimiz Türkistan'ın hikayesini bilir misiniz? Uzun bir hikayedir. Hazindir. İçini sızlatır insanın, yüreğini parçalar. Yazık ki pek bilinmez. Uzaktır Türkistan, aynı türkünün yaktığı iki yürek birbirinden ne kadar uzak olabilirse artık. Ve yakındır. hani kulak versen kalp atışlarını duyarsın. İşte o Türkistan'ın hikayesini anlatıyor Yavuz Bülent Bakiler. "Türkistan türkistan", yalnız bir ülkenin değil, Yahya Kemal'in deyişiyle "mahzun sınırlarımızın dışında kalan" soydaşlarımızın da hikayesidir aynı zamanda. Aşağıda okuyacaklarınız, bir ustanın kaleminden doğan ve "Türkistan Türkistan" diye yükselen o hoş sedanın çok cılız bir yankısından ibarettir. Yavuz Bülent BAKİLER 1986 yılında Özbekistan'ı, adını tarihimizin şan ve şerefle dolu sayfalarından bildiğimiz Taşkent'i, Semerkant'ı, Buhara'yı gezip orada gördüklerini anlatmak için "Türkistan Türkistan...

Işığın Anısı İçin Geri Sayım Sürüyor

Zaman Çarkı dizisinin 14. ve en son kitabının İngilizce baskısı 8 ocak'ta okurla buluşuyor. "a Memory of Light" ismiyle çıkacak kitap, 1990 yılında başlayan hayli uzun bir maceranın da sonu anlamına geliyor. Zaman Çarkı efsanesinin yaratıcısı Robert Jordan 2007 yılında hayatını kaybettiğinde, hikayenin yarım kalmaması için ustanın bıraktığı notlar ve açıklamalar doğrultusunda son kitabı yazmakla görevlendirilen Brandon Sanderson, dizinin kendi imzasını taşıyan üçüncü, Robert Jordan tarafından yazılmış olanlarla birlikte on dördüncü ve son kitabı olan Işığın Anısı'nı kaleme alarak bu uzun hikayeye son noktayı koyuyor. Brandon Sanderson'un kendi internet sitesinde duyurduğu ve yayıncı "Tor Books" tarafından da açıklandığı üzere, son kitabın yazımı sona ermiş bulunuyor. Son kitabın Öndeyiş (prologue) kısmı e-kitap olarak aylar önce satışa sunulmuş ve bunu birinci bölümün (Chapter I) elektronik ortamda metin halinde, İkinci bölümün (Chapter II) İngilizce ses...

Patasana: Ahmet Ümit'ten Tarih Kokan Bir Polisiye

Resim
Ahmet ÜMİT Patasana adlı romanında bize, Fırat nehri kıyılarında, güneşten daha sıcak ateşlerin yanıp küllendiği topraklarda, yerli ve yabancı arkeoloklardan oluşan bir ekibin geç Hitit dönemine ait bir kentin kalıntıları üzerinde kazı yaparken açığa çıkardığı 2700 yıl önce yaşanmış bir öykünün parelelinde, 80 yıl önce işlenmiş üç cinayeti taklit edercesine aynı yöntem ve şartlarda arka arkaya işlenen gizemli cinayetlerin ve her şeye rağmen ekibi bir arada tutmaya çalışan Esra'nın hikayesini anlatıyor. Romanda karşımıza çıkan; deneyimleri, yaşam öyküleri ve değerleri birbirinden çok farklı karakterler üzerinden, Ermeni meselesi ve terörle mücadele gibi girift konuları tartışıyor, aşkın doğasını sorguluyor. Roman iki ayrı zamanda, birbirine parelel ilerleyen iki ayrı hikayeden oluşuyor. Hikayeler, aynı topraklarda 2700 yıl arayla yaşamış iki insanın ağzından anlatılıyor. Biri arkeoloji ekibinin başkanı Esra, diğeri saray yazmanı Patasana. ESRA Boşanmayla neticelenmiş bir evliliğin y...

Haberdar Olmanın Vebâli

Bugünün sıradan insanlarıyız. Ama dünkü kralları kıskandıracak bir rahatlık içinde yaşıyoruz. Sahip olduğumuz haklar ve bu hakları koruyup savunmak için kullanabileceğimiz araçlar bakımından tüm zamanların en şanslı kuşağı olduğumuz bile söylenebilir. Elbette, devrinin bütün felaketlerinden haberdar olup o felaketlerin her birinden ilgisi ve bilgisi ölçüsünde sorumlu olma talihsizliğini hesaba katmazsak. Katarsak, -ki bu hesabı reddetmek insan olmayı reddetmektir- bu vebali omuzlayıp hakkıyla ödemek de boynumuzun borcudur.

“Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür”

Destanlar söylenmemiş, öğütler taşlara kazınmamış, ibretlik hikayeler kil tabletlerde ve deriden yapılmış sayfalarda nesilden nesile geçmemiş ve insan asla daha iyi bir dünya yaratmayı kendine dert edinmemiş olsaydı; Bin yılları dolduran korkunç acılar ve büyük felaketler onları yaşayanlar gibi toprak olup gitse, insanın kanlı tarihini onurlandıran, merhamet, ilim, adalet gibi yüce erdemlerle devrin ufuklarında parlayıp yükselen güneşler, nesilleri öğütüp giden zamanın her an ağırlaşan gölgesi altında kararıp en kıymetli hatıraları yosun tutmaya, en paha biçilmez hazineleri çürüyüp yok olmaya mahkum etse, içinde yaşadığımız dünya nasıl bir yer olurdu? İlimden ve onun ışığından mahrum bir dünya. Sevgiyi bilmeyen, merhameti tanımayan bir dünya. Köksüz ve dalsız bir kütük misali dününü ve yarınını yitirmiş, umutsuz, vicdansız, kısacası insansız bir dünya. Hayır. Bu bizim dünyamız değil, haksızlık etmeyelim. Zulüm her zaman vardı. Oysa insanlık, çağların düşünü gerçekleştirmeye hiç bu kada...

Bunca anıt, bunca yazıt, mürekkebe bulanmış bunca kağıt…

Tarih mi tekerrür ediyor; yoksa zavallı insanın kaderi, içinde yaşadığı coğrafyanın makus talihine razı olup, onu sonsuz bir döngü halinde tekrar tekrar yaşamak üzerine mi yazılmış? İnsanoğlu, öğrendiği herşeyi kayalara, kil tabletlere, papürüs yaprağından parşomenlere yazarak, sonraki kuşakların kendi hatalarından ders çıkarabilmeleri için tarihin her döneminde elinden geleni yapmış olsa da, insan nesli, hakkında açıkça ve defalarca uyarıldığı felaketlerden kaçınmayı tarihin hiçbir döneminde hakkıyla başaramamıştır. Hatalar yapılmış, acılar çekilmiş, yapılan hataların bedeli kan ve gözyaşıyla ödenmiş, çekilen büyük acılar kil tabletlere ve mermer sütunlara kazınmış, kitaplar yazılmış, destanlar söylenmiş, türküler yakılmış, ama bunlar aynı acıların tekrar tekrar yaşanmasına engel olamamıştır. Bu açıdan bakıldığında, insanın yeryüzündeki macerası, hırs, intikam, kibir ve cinayet yüklü bir geminin kan ve gözyaşı denizinde sürüklenip gitmesinden ibaretmiş gibi görünmektedir. Bunun böyle ...

Neşet ERTAŞ Öldü: Türkülerin Başı Sağ Olsun

Sazını omzuna asıp tam yarım asır önce gurbet yoluna düştü. Gencecik bir delikanlıyken Kırşehir'den ayrıldığında, cebinde sadece Ankara'ya bir bilet alacak parası vardı. O yıllarda, toprağını terk edip yollara düşen binlerce anadolu insanının adımlarını izleyerek İstanbul'a geldi. Aç kaldı. Yalnız kaldı. Bir başına gurbetin kahrını çekti. İstanbulda iki plak çıkardı. Ter döktü. Gözyaşı döktü. Türkü söyledi, ağladı. Türkü dinledi, ağladı. Gurbeti gurbete bağladı. Yeniden Ankara'ya döndü. Ankara radyosundan yükselen sesi anadolunun köylerinde, kentlerinde yankılandı. Talih güldü. Yol açıldı. Plaklar plakları izledi. Gözünün görmediği, ayağının ermediği yerlerde türküleri dinlendi, türküleri söylendi. Sevdalı gönülleri yakan türküleri gibi, kara sevda gelip, garip gönlünün baş köşesine kurdu otağını. Leyla'nın aşkı engin yüreğini doldurdu. Şöhreti hızla yükselirken, gönlüne ayrılığın ateşi düştü. Leyla'sını yitirdi, mecnun oldu. Yüreğinin acısı yanık türkülerde kül...

Haham Kral Hazarlı Davut - Monroe S. Kuttner

"Bu romanda bir kurgu kahraman olan Hakan Davut'un yaşamı Hazar Yahudi Krallığı'nın sadece küçük bir bölümünü anlatır. Aslında bu krallık Itil'in M.S. 967'de düşüşünden sonra varlığını sürdürmüş olabilir de, olamaz da." Romanın son sayfalarından alınmış yazara ait bu ifadeleri okuyuncaya kadar, dönemin toplumsal, kültürel ve siyasal özelliklerini göz önünde bulundurarak, tarihin iyi bilinen gerçekleri arasında, onları bozup çarpıtmadan kendine özgü bir ilişkiler ağı kuran yazarın boşlukları hayal gücüyle doldurduğu bir tarihi romanla karşı karşıya olabileceğimi düşünüyor ve aynı dönemi konu alan pek çok kitap okuduğum halde böylesine önemli bir dizi olaydan hiç haberdar olmayışıma şaşıyordum. Hazar Denizi kıyılarından Bizans'a, Bağdat'tan Halep'e ve Kahire'ye kadar çok geniş bir coğrafyada, dönemin en önemli şahsiyetlerinin yaşamlarına girip çıkan ve her gittiği yerde saygıyla karşılanan, kralları, sultanları, imparatorları tabiri caizse parmağ...

Gidenlerin Ardından

"Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan." Bu sabah, senin de ebedi aleme; önce annemin, ardından da anneannemin yıllar önce ansızın çekip gittiği dönülmez diyara göçtüğünü haber verdiler. üzüldüm, ama kahrolmadım. Senin yaşadığın gibi yaşayabilseydim, kendi ölümümü de sevinçle ve coşkuyla kucaklayabilirdim. Allah sana hayırlı evlatlar yetiştirip torunlarının yavrularını da sevme bahtiyarlığını nasip etti. Bugün, seni ebedi istirahatgahına yolcu edenlerin arasında bulunabilseydim, "anneme selam götür, ama bize olanlardan haberi olmasın" derdim. El kadar çocukken de mezarlıklara giderdik, ateşi hep başka başka ocaklarda yanan taşları görür de hep böyle olacak sanırdım, çocukluk işte... Yıllar geçip giderken, bir yanda ben büyüdüm bir yanda ocağımıza düşen ateşler. Önce Koca dedem, çocukluğumun hayal meyal hatırladığım günlerinde kalmış o koca çınar gitti, O'na selam söyle. Sonra Fazlı dedem gitti; velinimetim, değersiz ...

Uzaklar Yakındır - Yavuz BAHADIROĞLU

Yavuz Bahadıroğlu'nun merakla başlayıp heyecanla okuduğum en güzel romanlarından biri "Uzaklar Yakındır". Bahadıroğlu'nun başka birçok tarihi romanını da okumuş biri olarak, bu romanın, tarihimizin altın sayfalarında heyecanlı maceralara açılan bir kapı olacağı beklentisiyle okumaya başladım ve yanılmadığımı memnuniyetle gördüm. Koca asyayı silip süpüren moğol fırtınasının Harzem ülkesini aşıp Anadolu'nun sınırlarına dayandığı bir zamanda, asyanın kalbinden avrupanın yüreğine atılmış bir ok misali, fırtınayı aşıp gelen, bir ulu çınar olup dünyanın düzenini yeniden tesis edecek Oğuz'un Kayı aşiretinin Söğüt toprağına kök salmasının hikayesidir bu. Gerçeküstü dini ve tasavvufi öğeler bir yana, yurt bulmak ve devlet olmak gayesiyle binlerce kilometreyi aşan aynı gayeye inanmış cesur, azimli, fedakar ve vefakar binlerce insanın, aşiretin maddi manevi bütün varlığı kendisinde vücut bulmuş Ertuğrul Bey etrafında tek yürek, tek bilek, tek amaç oluşunun hikayesidir de...

Fetih 1453 : Türk Sinemasında Bir Başyapıt

Fetih 1453 filmini izledim ve çok beğendim. Amerikan sineması ne zaman bir savaş filmi çekse, biz de yapmalıyız, bizim tarihimiz görkemli filmlere konu oluşturabilecek olaylar ve kahramanlarla dolu derdik. Gözlerimiz beyaz perdede kendi kahramanlarımızı arardı da bulamazdı. Bu duygularla Fetih filmini gururla ve keyifle izledim. Fatih'te azmi, tutkuyu, coşkuyu, gururu ve ihtişamı, Hasan'da fedakarlığı ve adanmışlığı, Era'da aşkı, İstanbul surlarında kahramanlığı ve Ayasofya'da zaferi gördüm. Çocuklarımızın ve gençlerimizin hayal dünyalarında tarihimize ilişkin yeni bir canlılık, büyük fethin hatıralarına dair yepyeni ufuklar açacağına inandığım bu filme emeği geçenleri bütün içtenliğimle kutluyorum. Bu herhangi bir film değil. Bu, Türk sinemasında yüksek bütçeli filmlerin yapılmaya devam edilip edilmeyeceğini, sinemada ihmal edilmiş tarihimizin daha fazla filme konu olup olmayacağını belirleyecek bir film. Her film bir propagandadır, başkalarının propagandasına maruz ka...

Nerdesin Fransa

Libya'da Gaddafi karşıtı gösteriler başladığında duruma fransız kalamayıp apar topar askeri müdahale yoluna giden Fransa, Suriye'de hayatını kaybeden sivillerin sayısı binlerle ifade edildiği halde duruma fransız kalmayı sürdürüyor. Libya'nın petrolü mü cazip gelmişti, yoksa Gaddafi'nin askeri varlıklarının zayıflığından mı cesaret almışlardı bilinmez, batının demokrasi silahşörleri Libyalı muhaliflerin yardımına koşarken "o ne der, bu ne düşünür" dememiş, milyon dolarlık füzelerle Gaddafi'nin askerlerini avlamakta asla tereddüt göstermemişlerdi. Zavallı Gaddafi... Rusya gibi dayın yoksa, İran gibi amcan yoksa, ne demeye diklenip diktatörlük ediyorsun... Bak Esad'a; bir kere petrolü yok, üstelik hem amcası var hem de dayısı, bundan iyisi Şam'da kayısı. yerseniz...