Kayıtlar

Şubat, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Libya'da neler oluyor?

Mazlum halkların Tunus'ta başlayıp Mısır'la devam eden özgürlük mücadelesi Libya'da da zaferle sonuçlanabilir mi? Şimdilik kaydıyla bu soruyu cevaplamak kolay değil. Libya'da kırk yıllık düzen bozuldu, Gaddafi öyle veya böyle gidecek, bunlar tamam. Kritik soru şu: sonra ne olacak? Bugün Gaddafi'yi devirmek amacı etrafında birleşmiş görünen Libya halkı, maksat hasıl olduktan sonra birliğini muhafaza edebilirse zaferini kutlayabilir. Edemezse; Gaddafi'nin demir yumruğundan kurtulan kabile ve topluluklar petrol ve iktidar uğruna savaşmaya başlarlarsa, Libya'ya da yazık olur, özgür Libya için kanlarıyla bedel ödemiş Libyalılara da. Gaddafi Trablus'ta sıkıştı, etrafındaki ateş çemberi hızla daralıyor. Libya'da zaman Gaddafi karşıtlarının lehine işliyor. Asıl kıyamet, Libya'nın her tarafını kaplayan isyan dalgaları Trablus kentinde birleştiği zaman kopacak. Ölmüş eşek kurttan korkmaz derler. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan Gaddafi Trablus'ta kendin...

Gökyakut - Gilbert Sinoue

Şimdi bu kitabı nasıl anlatmalı? Din, tarih, gizem ve macera yetenekli bir yazarın zihninde bir araya gelmiş, zevkle okunası bir roman çıkmış ortaya. Hikayenin ayrıntılarından bahsederek okuma zevkinize mani olmak istemem, ama olayların geçtiği devre ilişkin birkaç satır yazmaktan da kendimi alamıyorum. İspanya; Yahudilerin sürgün yeri, hıristiyanların gönül yarası, Müslümanların övünç kaynağı olmuş bu geniş ülke, dünyanın kaderini etkileyecek köklü bir değişimin acılarıyla sarsılmaktadır. Asırlar önce, “Önümüzde düşman, arkamızda deniz” diyerek yarımadayı Hıristiyanların elinden söküp alan fatihin torunları birliğini yitirmiş, varlığına yönelmiş büyük tehlikeye aldırmaksızın, kan davaları ve iktidar mücadeleleriyle hazin sona yaklaşırken, asırlar boyunca yeniden fetih rüyalarıyla avunan Hıristiyanlar inançları ve kendilerinden koparılmış ülkeleri uğruna tüm geçmiş ihtilafları bir kenara atıp tek yumruk olmayı başarmış, yarımadanın üzerinde yükselen güneşin vaat ettiği zaferi beklemekt...

Kanuni - Kılıcın Yapamadığını Adalet Yapar

Yavuz Selim Han sekiz yıllık kısacık iktidarını üç büyük zaferle taçlandırıp Şah İsmail'in Anadolu'da yaymaya çalıştığı fitneye son vermiş; Suriye, Mısır, Filistin ve Hicaz ülkelerini Osmanlı topraklarına katmıştı. O sert, atak ve acımasızdı. O tam ve gerçek bir askerdi. Devleti tam ve mutlak bir disiplin altına almış, demir yumruğuyla devlet ve toplum düzenini tehdit eden her türlü fitne ve ayrışmayı sindirip bastırmayı başarmıştı. Bu büyük Sultan'ın hükümdarlığı gibi ölümü de çok şeyi değiştirdi. Sultan Selim'in tek varisi olarak genç yaşta Osmanlı tahtına oturan Süleyman babasının kılıç zoruyla sekiz yılda başardıklarını kanun ve adalet yoluyla koruyup geliştirebilecek mi, yoksa fitne devletin ve toplumun kılcal damarlarına kadar kök salıp Osmanlı ülkesini etkileri sonraki yüzyıllara uzanacak telafisi mümkün olmayan acılar içinde mi bırakacak? Okay Tiryakioğlu'nun, Sultan Süleyman devrinin ilk yıllarını, bugüne kadar okuduğum tarihi romanlarda görmediğim bir üslu...

Eskimeyen Tüm Dostlara Selam Olsun

uzak zamanların yakın hatıralarıyla taçlanmış kısa bir seyehatin ardından döndük dolaştık gelip kavuştuk huzurlu evimize, dingin ve sakin dünyamıza. Bunca yıldan sonra görüp de dostları yazmak kolay değil, ama hiç olmaz yazmamak deyip dönmeye çalıştım o günlere. Birkaç günde geçtik yılların üzerinden, birkaç gün daha verdik onca yıla, onca güne; helali hoş olsun. Herşey biraz değişmiş, biraz da değişmemiş. Başka bir dünyadanmış gibi geliyor yollar, bahçeler, binalar... İyice azalmış tanıdık sesler, insanı çepeçevre saran o pek doğal ve kendine özgü sıcaklık çekilip gitmiş o yerlerden. Yine de birşey var, insana usulca dokunan, geçip gitmiş günlerin hatıralarını fısıldayan, çok uzaklardan el sallayan hayal meyal biri gibi, belli belirsiz bir duygunun kokusu, uzak bir yankı, soluk bir gölge gibi birşey. Ben bu kadar anlatabiliyorum. Öyle zannediyorum ki, dostlar olmasa sözünü ettiğim o belli belirsiz tınıyı asla yakalayamazdım. Geçen zamana aldırmayan şeyler varsa biri mutlaka dostluktur...

Bir Avuç Kum - Wilbur Smith

Wilbur Smith bu romanında, "Bir avuç kum" uğruna çekilen acıları anlatmış. O bunu kendi bakış açısıyla, kendi penceresinden göründüğü şekliyle yapmış, bense kendi penceremden, kendi bakış açımla okudum. İşte bu romanın bana hissettirdikleri… Birinci Dünya Savaşı bitmiş, ama dünyanın savaşla işi henüz bitmemiştir. İki büyük savaş arasına sıkışmış "Uygar Dünya" diktatörlükler çağını yaşamakta, İlk savaşın kayıpları ve ikincisinin vadettikleri arasında bocalayan dünyada, kimi ulusları sarhoş eden çılgın hayaller uğruna alevleri bütün dünyayı saracak bir yangının ilk kıvılcımları atılmaktadır. Modern silahlarla donanmış İtalyan ordusu faşist Musolini'nin emperyalist hayalleri uğruna kara kıtayı kızıla boyayarak Etiyopya'ya girdiğinde, savaş Afrika'da bir kez daha en çirkin yüzüyle kendini gösteriyor. Savaş kisvesine bürünmüş koyu bir vahşet en kızgın çöllerden en derin vadilere, en erişilmez doruklardan en sarp uçurumlara kadar haklıyı haksızdan, suçluyu suç...