YAPMAYIN KARDEŞİM! KÖREBE OYNAYARAK KÖRLÜĞÜ ANLAYAMAZSINIZ

Sevgililer gününde sevgilimizi, anneler gününde annemizi, babalar gününde babamızı, öğretmenler gününde öğretmenlerimizi, kadınlar gününde değer verdiğimiz kadınları ve engelliler gününde engellileri hatırlayıp karınca kararınca ihya etmeye alıştık. Hediyeler, sürprizler, özel organizasyonlar, süslü cümleler, güzel mesajlar, günün anlam ve önemine uygun yakın ilgi ve ihtimam, artık bu nevi günlerin standart prosedürü haline geldi.

3 Aralık dünya engelliler günü ve 10-16 mayıs engelliler haftası olarak kabul ediliyor ve sağ olsun büyüklerimiz bu günleri kolay kolay es geçmiyorlar.

Engelli dernekleri, Belediyeler, üniversiteler, bünyesinde bir damla bile olsa sosyal sorumluluk bulunduran resmi ve gayrı resmi ne kadar kurum ve kuruluş varsa hepsi birden bu günlerde kolları sıvıyorlar.

Yemek davetleri, piknikler, sergiler, konserler, haber bültenlerini süsleyen röportajlarr, daha neler neler...

Bunlar arasında öyle bir tanesi var ki, engellilik konusunda farkındalığı artırmak ve sağlıklı bireylerin engellilerle empati kurmalarını sağlamak gibi kutsal amaçların kisvesi altında yürütülen simülasyonlar bilhassa belediyeler ve üniversiteler arasında yoğun ilgi görüyor.

Öyle ki, engelliler haftasında böyle bir etkinliğin programda yer almaması durumunda ülkemizdeki bütün kurbağaların kısır kalacağı, sırf bu yüzden ilerde bu kurbağalardan herhangi birini öpüp prense dönüştürecek bir kız bulunamazsa memleketin yönetim krizleriyle sarsılıp telafisi mümkün olmayan zararlarla karşı karşıya kalabileceği söyleniyor.

Körlüğü tecrübe etmek için göz bağlama etkinliklerinden bahsediyorum elbette.

Bu memlekette koca koca belediyeler Çanakkale şehitlerini anma etkinliklerinde, katılımcılar savaşın içindeki o askerlerle empati kursunlar diye, buğday çorbası ve üzüm hoşafı ikram ediyor.

İnsanlar, tam da kendilerinden beklendiği gibi, bu tarihi ikramı büyük bir duygudaşlık ve o kahraman askerleri bile hayretler içinde bırakacak bir tokgözlülükle miğdeye indiriyorlar.

Bilmem ki beni mi kandırıyorlar, kendilerini mi kandırıyorlar?

Sonuçta sabah evden çıkmadan kahvaltı ettiklerini, öğle vakti içten içe guruldamaya başlayan miğdelerini pek lezzetli ve çeşit çeşit yemeklerle doldurduklarını sanıyorum. Sonra gelip savaş zamanının yokluk ve darlık içindeki koşullarını anlamak adına bir tas buğday çorbasının ve bir kase üzüm hoşafının da bir güzel hakkından geliyorlar. Öyle sanıyorum ki, buğday çorbası bizi bugün tok tutar deyip akşam yemeğini de atlamıyorlardır.

Eh, helali hoş olsun; Olsun da, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu diye sormadan edemiyor insan.

O buğday çorbasıyla bir gün oruç tut, başımın üzerinde yerin var. İşte gerçek duygudaşlık o zaman olur. O askerlerin hayatının bir yönüyle o zaman empati kurarsın belki.

Konunun özüne dönersek, engellilerle empati kurmayı kör ebe oynamak zanneden ucuzcu arkadaşları günün herhangi bir saatinde alacaksın, evde ya da işyerinde günlük hayatın normal akışı içinde bir süre, duygudaşlık heyecanını ve şükür faslını unutup gerçekten engellenmişliği hissetmeye başlayabilecekleri kadar uzun bir süre bu yapay engellilik durumuna maruz bırakacaksın. Daha doğrusu, eğer samimi iseler bunu onlar tam da bu şekilde yapacaklar.

Ancak o zaman bir anlayış, belli oranda bir duygudaşlık ve gerçek bir empati ortaya çıkabilir.

Ötesi ucuz kahramanlık ve duygu sömürüsüdür, uzak durmakta fayda var.

Yorumlar

Bu Ay En Çok Okunanlar

Damağası / Sağırdere / Körduman - Kemal Tahir

Hindistan'a Bir Geçit - Edward Morgan Forster

İSTİKLÂL ŞAİRİMİZ MEHMET AKİF ERSOY

Yıkılış - Graham Green

Zamanı Yönetmek - Hedefler ve Öncelikler

Ve Çanakkale Üçlemesi 1- Geldiler - Mustafa Necati Sepetçioğlu