Kayıtlar

Ekim, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Haberdar Olmanın Vebâli

Bugünün sıradan insanlarıyız. Ama dünkü kralları kıskandıracak bir rahatlık içinde yaşıyoruz. Sahip olduğumuz haklar ve bu hakları koruyup savunmak için kullanabileceğimiz araçlar bakımından tüm zamanların en şanslı kuşağı olduğumuz bile söylenebilir. Elbette, devrinin bütün felaketlerinden haberdar olup o felaketlerin her birinden ilgisi ve bilgisi ölçüsünde sorumlu olma talihsizliğini hesaba katmazsak. Katarsak, -ki bu hesabı reddetmek insan olmayı reddetmektir- bu vebali omuzlayıp hakkıyla ödemek de boynumuzun borcudur.

“Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür”

Destanlar söylenmemiş, öğütler taşlara kazınmamış, ibretlik hikayeler kil tabletlerde ve deriden yapılmış sayfalarda nesilden nesile geçmemiş ve insan asla daha iyi bir dünya yaratmayı kendine dert edinmemiş olsaydı; Bin yılları dolduran korkunç acılar ve büyük felaketler onları yaşayanlar gibi toprak olup gitse, insanın kanlı tarihini onurlandıran, merhamet, ilim, adalet gibi yüce erdemlerle devrin ufuklarında parlayıp yükselen güneşler, nesilleri öğütüp giden zamanın her an ağırlaşan gölgesi altında kararıp en kıymetli hatıraları yosun tutmaya, en paha biçilmez hazineleri çürüyüp yok olmaya mahkum etse, içinde yaşadığımız dünya nasıl bir yer olurdu? İlimden ve onun ışığından mahrum bir dünya. Sevgiyi bilmeyen, merhameti tanımayan bir dünya. Köksüz ve dalsız bir kütük misali dününü ve yarınını yitirmiş, umutsuz, vicdansız, kısacası insansız bir dünya. Hayır. Bu bizim dünyamız değil, haksızlık etmeyelim. Zulüm her zaman vardı. Oysa insanlık, çağların düşünü gerçekleştirmeye hiç bu kada...

Bunca anıt, bunca yazıt, mürekkebe bulanmış bunca kağıt…

Tarih mi tekerrür ediyor; yoksa zavallı insanın kaderi, içinde yaşadığı coğrafyanın makus talihine razı olup, onu sonsuz bir döngü halinde tekrar tekrar yaşamak üzerine mi yazılmış? İnsanoğlu, öğrendiği herşeyi kayalara, kil tabletlere, papürüs yaprağından parşomenlere yazarak, sonraki kuşakların kendi hatalarından ders çıkarabilmeleri için tarihin her döneminde elinden geleni yapmış olsa da, insan nesli, hakkında açıkça ve defalarca uyarıldığı felaketlerden kaçınmayı tarihin hiçbir döneminde hakkıyla başaramamıştır. Hatalar yapılmış, acılar çekilmiş, yapılan hataların bedeli kan ve gözyaşıyla ödenmiş, çekilen büyük acılar kil tabletlere ve mermer sütunlara kazınmış, kitaplar yazılmış, destanlar söylenmiş, türküler yakılmış, ama bunlar aynı acıların tekrar tekrar yaşanmasına engel olamamıştır. Bu açıdan bakıldığında, insanın yeryüzündeki macerası, hırs, intikam, kibir ve cinayet yüklü bir geminin kan ve gözyaşı denizinde sürüklenip gitmesinden ibaretmiş gibi görünmektedir. Bunun böyle ...