Çanakkale Zaferi'ni Anlamak
Çanakkale Boğazında Bir İmkânsız Zafer Manzarası
Yıl 1915. Mart ayının 18. günü. İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan birleşik donanma, kıyıdaki Türk tabyalarını saatlerce topa tuttuktan sonra Çanakkale Boğazı’nı geçmeye çalışıyor. Hedef İstanbul. Ulubatlı Hasan’ın 29 Mayıs 1453’te surlara diktiği sancağı söküp atmak, Osmanlı devletini kalbinden hançerleyip milleti çaresiz bırakmak için İstanbul’u alacaklar. Gemileri çok, topları güçlü. Birkaç saat sonra uğrayacakları felaketten habersiz, boğaza giriyorlar.
Boğaz kıyıları sessiz. Toplar susuyor. İnsanlar bekliyor. Düşman gemileri Çanakkale’yi geçerken umutların tükendiği, nefeslerin tutulduğu bir an geliyor. İşte bu en kritik anda, Seyit onbaşının kucaklayıp namluya sürdüğü bir gülle, Nusret’in gecenin karanlığında sulara bıraktığı birkaç mayın; Hasar gören, dakikalar içinde birbiri ardınca sulara gömülen düşman gemileri ve kırılan kolu kanadı gibi gururu da paramparça olan birleşik donanmanın kaçışı… Kahraman Mehmetçiğin kanıyla yazılmaya başlayan şanlı Çanakkale Destanının ilk satırları olarak Türk tarihinin altın sayfalarındaki yerini alıyor.
Viyana Önlerinden Çanakkale Sırtlarına
Fütuhat ruhuyla batıya yürüyen son Osmanlı ordusu Viyana önlerinde bozguna uğrayıp geri çekilmeye başladığında, takvimler 12 Eylül 1683 tarihini göstermekteydi. Viyana önlerinde başlayan ve aradan geçen 2 yüzyıl boyunca devam eden geri çekilme sürecinde, kaybedilen her vatan parçası milletin yüreğinde derin yaralar açmış, elden çıkan toprağın her karışı, milletin moralinden ve büyük işler başarma arzusundan da bir şeyler alıp götürmüştü. Dört bir yana zafername’lerin salındığı güzel günler mazi olup, kötü günlerin karanlık hatıraları çığ gibi katlanarak büyürken; Zafer kelimesi adeta unutulmuş; Milletin gözünde savaş büyük acılarla, göçlerle ve telafisi imkânsız kayıplarla anılan bir büyük afetin adı olup çıkmıştı. Ülke parçalanmış, devlet zayıflamış, millet fakirleşmişti.
Dünya Savaşı Arifesinde Devletin ve Milletin Durumu
Birinci dünya savaşında, aynı anda pek çok cephede, silah, askeri donanım ve sevkıyat imkânları bakımından kendisinden üstün kuvvetlerle savaşmak zorunda kalan Osmanlı Devleti, yalnız askeri ve iktisadi yetersizlikler içinde bulunmakla kalmıyor, cihan harbine taraf olan diğer tüm ulusları harekete geçiren ‘ülke sınırlarını genişletip yeni kaynaklar yaratma’ heyecanından de yoksun bulunuyordu. Osmanlı Milleti doksan üç harbinin ve Balkan yenilgisinin yol açtığı büyük acıların ve hayal kırıklığının şokunu da üzerinden henüz atabilmiş değildi. Asırların hüznüyle ağırlaşan koyu bir karamsarlık milletin gönlünü karartıyor, feda edilen onca cana, akıtılan onca kana rağmen kaybetmeye devam etmenin çaresiz tedirginliği en sağlam yürekler de bile sinsi bir düşman eli misali gedikler açıyordu. Kötü gidişi herkes görüyor, ama durdurmak için yapılan hiç bir şey maalesef çare olmuyordu. Ardı arkası kesilmeyen savaşlar yüzünden cepheye gidenlerin sayısı artıyor, ama "Ya gazi ol ya şehit" diye uğurlananların pek azı evine dönebiliyordu. Naaş’ı, kıtalar boyu uzanan vatanın kim bilir hangi köşesinde kalan yiğitlerin ardında bıraktıkları boşluk bir türlü doldurulamıyor, genç ve üretken erkeklerin savaş meydanlarında kırılmasıyla baş gösteren nüfus dengesindeki bozulma toplumun savaşlar yüzünden karşı karşıya kaldığı felaketlere telafisi daha zor başka felaketler ekliyordu. Devlet, uluslararası ilişkilerde teşebbüs üstünlüğünü kaybetmiş; koruma, savunma, var olanı elde tutma gayretiyle çırpınıyor, yapmaya zorlandığı her hamle ile milletin maddi imkânları daha da daralırken, üst üste gelen felaketler yüzünden halkın azalan umutları büsbütün kırılıyor, asker kaçaklarının ve eşkıyanın sayısı artıyor, refahın ve güvenliğin terk ettiği uzak vilayetlerde devlet otoritesi sarsılıyordu.
Çanakkale Zaferi’nin Anlamı
Birinci dünya savaşı başladığında, Türk milleti ve genel olarak bütün İslam âlemi, tarihin karanlık bir tünelinde neredeyse yüz yıldır el yordamıyla yürüyor, bütün varlığını bu yolda feda ederek tünelin sonunda görmeyi beklediği umut ışığını arıyordu. O ışık, gecenin en karanlık saatinde Çanakkale'den yükseldi.
Türk milletinin ve İslam medeniyetinin şanlı tarihi birbirinden önemli nice büyük zaferlerle doludur. Ama bin yıldan ziyade bir zamana yayılan bütün o zaferler arasında Çanakkale zaferinin yeri bambaşkadır. Ne Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü kurtarmak için Hittin gölü kıyısında haçlı ordusunu tamamen imha ederek kazandığı muhteşem zafer erişebilir Çanakkale'nin makamına, ne çağ açıp çağ kapayan Fatih'in İstanbul'u Fethi. Tarihin bir seyri vardır. Şartlar olgunlaştığında, beklenen anın gelmesi bir zaman meselesidir artık. Sözünü ettiğim iki büyük zaferin her biri bir büyük destandır. Lakin Çanakkale bu milletin yazdığı en büyük destandır. Çünkü o destan tarihin akışına, zamanın ruhuna aykırı bir olasılıksızlığın apaçık bir gerçeğe dönüşmesinin mucizesidir.
Çanakkale Zaferi’nin Bedeli
Îmânıyla, fedakârlığıyla, cesaret ve kahramanlığıyla bu mucizeyi yaratan Türk askerinin nasıl bir ruh ve gönül yüceliği içinde bulunduğunu anlamak için, Gelibolu’ya çıkarma yapan düşmanla girişilen muharebelere bakalım. Mustafa Kemal anlatıyor:
“Karşılıklı siperler arasındaki mesafeniz 8 metre, yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekilerin tamamı, hiç biri kurtulamamacasına düşüyor, ikinciler onların yerine geçiyor. Fakat ne gıpta edilecek bir soğukkanlılıkla ve Allah’a güvenerek biliyor musunuz! Öleni görüyor, 3 dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir korku ve tereddüt göstermiyor. Okuma bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet getirerek şehitliğe yürüyorlar.” Bu nasıl bir ruh, nasıl bir iman, nasıl bir fedakârlık…
“Bizde üç şeye kına yakılır.” Diyor bir anne, çoktan şehit olmuş oğluna yazdığı mektupta: “Kurbanlık koça kına yakılır, Allah’a kurban olsun diye. Gelinlik kıza kına yakılır, yuvasına kurban olsun diye. Asker olacak yiğide kına yakılır, vatana kurban olsun diye…” 250 bin ana kucağından, 250 bin baba ocağından 250 bin kınalı yiğit… Şu Çanakkale’de vatana kurban oldular, hepsi şehit…
“’Bu, taşındır’ diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyla,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyla;
Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.”
Çanakkale: Zaferleri Müjdeleyen Zafer
Çanakkale zaferi, Türk askerinin sarsılmaz imanına ve sınırsız fedakârlığına karşılık Yaradan'ın merhametinden bir ihsandır. Yüzyıllar boyunca milletine şan ve şeref kazandıran hanedana, milletin canından can koparıp sunduğu bir armağandır. Ve Söğüt'te, Edebâli ocağında tutuşup yükselerek 3 kıtaya, 7 denize hayat veren adalet ateşinin küllenip sönmeye yüz tuttuğu bir zamanda, milletin bütün vârını tek bir topun namlusunda toplayarak yaktığı bir kıvılcımdır. Yıllar sonra, Kocatepe’den “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” diye haykıran Mustafa Kemal’in yüreğinin yangınında İzmir’e taşıdığı kurtuluş meşalesinin ve 30 ağustoslarda yurdun her köşesini ısıtıp aydınlatan nice şenlik ateşinin özü, çekirdeği ve en önemli kaynağı da, tarihin en karanlık günlerinde Çanakkale zaferinin milletin gönlünde tutuşturduğu işte o kıvılcımdır.
Bir güneş değildir Çanakkale. Bir anda yükselerek, gölgeler ve acılar içindeki vatan toprağını ışığa ve sevince boğğmamıştır. İki yüz yıldan beri süregelen upuzun bir gecenin en karanlık anında umudu geri getiren, geleceğe dair müjdeler taşıyan ve unutulmuş bir eski dost gibi ülkemin göklerinde yükselerek milletimi selamlayan bir zafer yıldızıdır.
Bir Milletin ve Topyekün Bir Ümmetin Ölüm Kalım Mücadelesi
İstiklal şairimiz Mehmet Akif, "Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi. Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi" diye sesleniyor Çanakkale şehitlerine. "Neden?" derken, Bedir kuyularında kutlu peygamberin dudaklarından dökülen o duayı hatırlayarak ürperiyorum: "Ey Allâh’ım! Bana olan vaadini yerine getir! Bana zafer ihsân eyle! Ey Allâh’ım! Eğer ehl-i İslâm’ın bu topluluğunu helâk edersen, artık yeryüzünde Sana ibâdet edecek kimse kalmayacak!" O mahşer yerinde Mehmetçiğin de bütün kalbiyle zikrettiği bu dua kabul olmuş, savaş Çanakkale’de Türk milletinin zaferiyle sona ermiştir. Şükürler olsun… Ve bütün şehitlerimizin ruhları şâd olsun.



Yorumlar
Yorum Gönder