Neşet ERTAŞ Öldü: Türkülerin Başı Sağ Olsun
Sazını omzuna asıp tam yarım asır önce gurbet yoluna düştü. Gencecik bir delikanlıyken Kırşehir'den ayrıldığında, cebinde sadece Ankara'ya bir bilet alacak parası vardı. O yıllarda, toprağını terk edip yollara düşen binlerce anadolu insanının adımlarını izleyerek İstanbul'a geldi. Aç kaldı. Yalnız kaldı. Bir başına gurbetin kahrını çekti.
İstanbulda iki plak çıkardı. Ter döktü. Gözyaşı döktü. Türkü söyledi, ağladı. Türkü dinledi, ağladı. Gurbeti gurbete bağladı. Yeniden Ankara'ya döndü.
Ankara radyosundan yükselen sesi anadolunun köylerinde, kentlerinde yankılandı. Talih güldü. Yol açıldı. Plaklar plakları izledi. Gözünün görmediği, ayağının ermediği yerlerde türküleri dinlendi, türküleri söylendi.
Sevdalı gönülleri yakan türküleri gibi, kara sevda gelip, garip gönlünün baş köşesine kurdu otağını. Leyla'nın aşkı engin yüreğini doldurdu. Şöhreti hızla yükselirken, gönlüne ayrılığın ateşi düştü. Leyla'sını yitirdi, mecnun oldu. Yüreğinin acısı yanık türkülerde küllenirken, bozkırın ozanı şaheserler üstüne şaheserler yarattı.
Birgün ansızın sustu bağlaması. Şöhretinin zirvesindeyken bir felç geçirdi. Harikalar yaratan usta parmaklar perdelere basmaz oldu. Eski dostlar bir kalemde çizdiler üstünü. Ömrün yalancı baharı bir anda karakışa döndü. Kapılar kapandı. Yollar tıkandı. Vefasızlık kalbini kırdı ama, çaresizlik ümidini kıramadı. Bir kez daha düştü yollara.
Gurbetten bir başka, bir büyük gurbete göçtü. Almanya'da tedavi oldu. İyileşti. Ama kalbi kırıktı, gönlü buruktu. Dönmedi sılaya, dönmek istemedi. O gurbette sıla hasretiyle yanarken, babasının dünya gurbeti sona erdi. Unutturmak istedi kendini, unutulmak istedi. Ama milletin gönlünde kurmuştu tahtını.
Türküleri dilden dile, ilden ile dolaştı. Gücünü bin yıllık bir maziden alan bir sesti. Kalpten kalbe aktı. Garip sineleri yaktı. Kırşehirden yükselip köy köy, kasaba kasaba anadoluyu dolaştı. Bin yıllık bir maziden aldığı hızla metropollere ulaştı. Yirmi yıl süren bir ayrılığın ardından millet O'nu daha büyük bir özlemle kucaklayıp sevgiyle bağrına bastı. Gücünü bin yıllık bir maziden alan o ses, bozkırda bin yıl daha yankılanacaktı.
O gitti. Ama o ses, bozkırdan yükselen o derin yankı, yurdunun yollarında, köylerinde, yaylalarında, milletinin dilinde, gönlünde ve mızrap vurdukça inleyen tellerin gurbet diye, hasret diye inleyen namelerinde yaşıyor. Ve dünyanın herhangi bir yerinde, bir gurbet türküsü hasret çeken bir gönüle dokunup hoş bir tını ve ince bir sızı bıraktıkça yaşamaya devam edecek.
Yorumlar
Yorum Gönder