Ortaöğretimi Çıkmaza Sokan Bazı Yaygın Sorunlar

Bu yazıyı, devlet okullarında görev yaptığım 10 yılı aşkın süre boyunca tanık olduğum ve tespit ettiğim bazı önemli sorunları ilgililere duyurmak ve bu yolla eğitim sistemimizin iyileştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla, Milli Eğitim Bakanlığı'nın liselerde görev yapan öğretmenler arasında düzenlediği "Nasıl bir okul, nasıl bir ortaöğretim" konulu deneme yarışması için yazmaya başladım. Sonra fark ettim ki, sorunları izah etmeye fazlaca kapılmış, ortaöğretim kurumlarımızın pozitif yönlerine değinmeyi ihmal ederek eleştiride ölçüyü hafiften kaçırmışım. Ben bu yazımda, ortaöğretim kurumlarımızın şahsen önemsediğim bazı açılardan bir fotoğrafını sunmaya, çözülmesi de genellikle gözden kaçması kadar kolay bazı sorunlara elimden geldiğince dikkat çekmeye çalıştım. Yazmaya başladıktan bir süre sonra yarışmaya katılmaktan vazgeçtiğim için, başlangıçta ele almayı tasarladığım başka bazı sorunlar hakkında söylemek istediklerimi bir başka bahara bıraktım. Üzerinde daha fazla çalışılabilecek bu satırları, içine küçücük bir not iliştirilip okyanusa atılmış bir şişe misali, şimdilik bu haliyle internet deryasına bırakıyorum.

Hormonlu notlar eğitimin kimyasını bozdu

Bir geçiş dönemi ürünü olan temel liselerin her koşulda yüksek not vaadiyle öğrenci çekme çabalarından doğmuş ve hızla öğrenci kaybeden nitelikli devlet okullarının özel okullarla rekabet edebilmek için bu yola başvurmalarıyla yaygın bir sorun haline gelmiş bulunan hormonlu notlar; ortaöğretimde kaliteyi düşürüyor, öğrenci motivasyonunu bozuyor, öğrenciler arası rekabeti öldürüyor, başarısız öğrenci lehine avantaj yaratıyor, ölçme değerlendirmeyi anlamsızlaştırıyor ve en kötüsü de öğrencileri ve özellikle velileri yanıltıyor. Uygulamalara bakıldığında, not şişirmede kantarın topuzunun fena halde kaçtığı görülüyor.



Kasıtlı olarak kolaylaştırılan sınavlar pek çok öğrenci için nitelikli bir ölçme aracı olmaktan ziyade sonucu bir fark yaratmayan boş bir formalite haline gelmiş bulunuyor. Yazılı sınavların kolaylaştırılması yetmezmiş gibi, sınav puanlarının hayli üzerinde performans puanları bütün öğrencilere cömertçe dağıtılarak, veli ve öğrenci nazarında abartılı, gerçek dışı, fazlasıyla yanıltıcı ve içi boş bir başarı algısı oluşturuluyor. Özelde sınav ve performans puanlarına, genelde karnesine bakarak öğrencinin herhangi bir dersteki durumu veya genel başarısı hakkında fikir sahibi olmak neredeyse imkansız hale gelmiş bulunuyor.



Öğretmenler, öğrenciler ve veliler olarak görmemek için başımızı kuma gömdüğümüz acı gerçek şu ki, artık liselerimizde notlar yalan söylüyor.

Sınıfta kalmak bir üst sınıfa geçmekten zor

Kolaylaştırılan sınavların ve abartılı performans notlarının öğrencileri ders çalışmamaya teşvik ettiği yetmezmiş gibi, sınıf geçme konusunda özellikle başarısız öğrenciler lehine sağlanan kolaylıklar, öğrenci olmakla ilgili görev ve sorumluluklarını göz göre göre ihmal eden çocuklarımızın, bununla ilgili en ufak bir olumsuz sonuçla yüzleşmeksizin liseden mezun olabilmelerinin yolunu açmış bulunuyor. Basitçe ifade etmek gerekirse, liselerde en heveslisinden en isteksizine kadar pek çok öğrencimiz, potansiyelinin çok ama çok küçük bir parçasını gerçekleştirecek kadar bile zorlanmıyor.



Ortalamayla sınıf geçme, en başarısız öğrenci için bile sınıfta kalmayı neredeyse imkansız hale getiriyor. Türk dili ve edebiyatı, matematik, tarih, coğrafya, fizik, kimya ve biyoloji gibi temel derslerin neredeyse tamamında başarısız olan bir öğrenci, beden eğitimi ve görsel sanatlar gibi derslerden aldığı çok yüksek puanlarla bir üst sınıfa geçebiliyor. Akademik derslerde temeli çok zayıf olduğu halde bir üst sınıfa geçmeyi başaran bu öğrenciler sonraki yıllarda bu derslerde başarı gösterme şansını büsbütün kaçırmış oluyorlar. Hormonlu notlar, öğrenci ve velilerin bu çarpıcı tabloyu görmelerini engelliyor. Sınavla öğrenci alan okullarda bile seviye giderek düşüyor. Bu yönüyle de sistem, başarısız öğrenciler lehine işliyor.

Ders dışı aktivite diye bir şey kalmadı

Ders saatleri dışında okulda öğrenci bulmak mümkün olmadığı için liselerde sosyal etkinliklere gereken önem verilemiyor. Günde sekiz saati bulan derslerin ziyadesiyle yorduğu pek çok öğrencinin okula servisle gelip gitmesi ve servislerin okullarla değil ailelerle anlaşıp planlayarak hareket saatlerini belirliyor olmaları, öğrencilere ders saatleri dışında okulda bulunabilme ve ders dışı aktivitelere katılabilme imkanı tanımıyor. Bu durum çoğu zaman yetiştirme kurslarına katılımın yetersiz kalmasına bile yol açıyor. Ders saatlerinde yapılamayan neredeyse hiçbir şey aslında hiç yapılmıyor ya da çok az katılımla yapılıyor. Öğrenci kulüpleri toplanamıyor, çalışma üretemiyor. Dolayısıyla, öğrenci kulüpleriyle ilgili hemen her şey kağıt üzerinde kalıyor.

Öğretmen motivasyonu çok ciddi bir sorun

İnisiyatif alan, sorumluluk üstlenen veya okulla ve öğrenciyle ilgili işlerde gönüllü olarak görev alan öğretmenler taltif edilmiyor, ilave iş ve görevler hep bu öğretmenlere yükleniyor, öğretmenlerin heves ve heyecanı hızla tüketiliyor. Sonunda, sorumluluk almamanın, suya sabuna dokunmamanın rahatlığı galip geliyor, işler kendi haline bırakılıyor ve öğretmenlerde kaçınılabilen her şeyden kaçınma refleksi büsbütün kök salıyor.

Liselerde alan yok, üniversite sınavlarında var

Anadolu liselerinde Sosyal Bilimler ve Fen bilimleri gibi alanların kaldırılması ve alan seçimi yerine ders seçimi esasına dayalı yeni bir sistem getirilmesi öğretimde belirgin bir ivme yaratmadığı gibi, ilave bazı sorunları da ortaya çıkarmış bulunuyor. Öğrencilerin yükseköğretime geçişte karşı karşıya bulundukları sınav sistemi, hedefledikleri mesleğe veya yükseköğretim programlarına göre belli derslere odaklanmalarını ve sözel, sayısal, dil ve eşit ağırlık gibi farklı puan türleriyle ilişkili testlere sadece bu derslerde başarılı olarak hazırlanmalarını gerektiriyor.

Alanlar kalktıysa sözel, sayısal öğrencisi ne anlama geliyor?

Alan ayrımı ortadan kalktığı için, herhangi bir öğrencinin sözel veya sayısal puan türlerinin herhangi birini kullanarak yükseköğretim programı tercihinde bulunabilmesi teknik olarak mümkün olmakla birlikte, 11. ve 12. sınıfta alabileceği seçmeli derslerin iki ayrı puan türü için aynı yoğunlukta hazırlanabilmesine imkan vermediği göz önünde bulundurulduğunda, bu serbestliğin uygulamada pek fazla karşılık bulamayan ilkesel ve istisnai bir durum olarak kaldığı gözleniyor. Bu açıdan bakıldığında, alanların kaldırılmış olmasının ortaöğretimin 11. ve 12. sınıflarına devam eden öğrencilerin çok büyük bir kısmı için en ufak bir avantaj getirmediği söylenebilir. Buna karşın, bu öğrenciler için, alanların kaldırılmasından kaynaklanan çok ciddi dezavantajlardan bahsedebiliyoruz.



9. ve 10. sınıfta Matematik, Fizik, Kimya ve Biyoloji derslerinde başarı gösteremeyen bir öğrenci, 11. ve 12. sınıfta yine bu dersleri seçerek hem başarısız oluyor, hem de sınıfın genel seviyesini düşürerek okulun ve arkadaşlarının başarısını etkiliyor. Öğrencinin ders seçiminde okulun ve öğretmenin söz hakkının bulunmaması bir yana, öğrenci velisinin talebinden başka herhangi bir ölçü veya kısıtlama da olmadığı için, öğrenciyi başarısızlığa mahkum eden tercihler göz göre göre yapılıyor. Veliler, kendilerine tanınmış bu hakkı, çoğu zaman çocuklarının ilgi ve yeteneklerine göre bir istikamet tayin etmekten ziyade, çocuklarını onlara yakıştırdıkları popüler mesleklere giden yolda yürümeye zorlamak için kullanıyorlar. Böylece, üniversite sınavında 5-10 matematik neti çıkaramayan öğrenciler, tıp ya da mühendislik programlarını kazanabilecekmiş gibi 2 yıl boyunca sayısal ağırlıklı derslere devam ediyor, sonunda da kelimenin tam manasıyla başarısız oluyor.



Yükseköğretim programları belli alanlarla ilişkili puan türleriyle öğrenci almaya devam ederken, ortaöğretim kurumlarında alan ayrımının kaldırılmış olması ve tek tek ders seçimi yapılmak suretiyle yükseköğretime hazırlanmanın öngörülmüş olması sahadaki gerçeklerle hiç mi hiç örtüşmüyor. Sayısal puan türünde başarılı olmak isteyen öğrenciler Matematik, Fizik, Kimya ve Biyoloji, Sözel puan türünde başarılı olmak isteyen öğrenciler Edebiyat, Tarih, Coğrafya ve Felsefe Grubu, eşit ağırlıklı puan türünde başarılı olmak isteyen öğrenciler Matematik, Edebiyat, Tarih ve Coğrafya derslerini ister istemez seçmek durumunda kalıyor. Önceki yıllarda alan seçimi, bugünlerde ders seçimi biçiminde gerçekleşen bu sürecin aslında tam olarak aynı işlevi yerine getirdiği ve tam da aynı ihtiyaca cevaben ortaya çıktığı muhakkak. Böyle olmakla birlikte, öğrenci velisinin kişisel tercihinden başka bir ölçüsü bulunmayan ders seçimi, alan seçimine kıyasla daha elverişsiz ve çok daha sorunlu bir sistem olarak karşımıza çıkıyor.

Sınıf bütünlüğünün korunması derslerdeki verimliliği düşürüyor

Ortaöğretimde alanlar kaldırıldığı için, 11. sınıflarda haftalık ders saatlerinin yarısına, 12. sınıflarda yarıdan fazlasına tekabül eden seçmeli derslerde öğrenciler ayrı sınıflarda ve kendileriyle aynı tercihlerde bulunmuş akranlarıyla birlikte derse girerken, ortak derslerde 9. sınıftan beri bir arada oldukları sınıf arkadaşlarıyla birlikte derse giriyor, sözel veya sayısal puan türüyle öğrenci alan yükseköğretim programlarına hazırlanmakta olmalarına bakılmaksızın, aynı önem ve öncelikle işlenen aynı konulara muhatap oluyorlar. Sınav sisteminin yapısı gereği, 11. ve 12. sınıf Edebiyat konularıyla sınavda karşılaşmayacağını bilen sayısal öğrencisi ortak Edebiyat dersini bir yük olarak görürken, aynı sınıfta bulunan sözel öğrencisi konuların daha ayrıntılı işlenmesini ve hatta almakta olduğu seçmeli Edebiyat dersiyle bir bütünlük içinde sunulmasını bekliyor. Ortak derslerde sınıf bütünlüğünün korunması esasına dayanan mevcut sistemde, ortak derslerle seçmeli dersler arasında süreklilik ve konu bütünlüğü sağlanamıyor. Böylece bu saatler büyük ölçüde ziyan oluyor.








Yorumlar

Bu Ay En Çok Okunanlar

Damağası / Sağırdere / Körduman - Kemal Tahir

Hindistan'a Bir Geçit - Edward Morgan Forster

İSTİKLÂL ŞAİRİMİZ MEHMET AKİF ERSOY

Yıkılış - Graham Green

Zamanı Yönetmek - Hedefler ve Öncelikler

Ve Çanakkale Üçlemesi 1- Geldiler - Mustafa Necati Sepetçioğlu