Donald Trump, Nato'nun Geleceği ve Türk-Amerikan İlişkileri Üzerine Düşünceler
Dün gerçekleşen devir teslim töreniyle, Donald Trump Amerika Birleşik Devletleri'nin 45'inci başkanı olarak görevine resmen başladı. Halkçı/milliyetçi söylemleriyle amerikalı ve avrupalı liberal/özgürlükçü sözde aydınları ve kurulu düzenin nimetlerinden nemalanan batılı elitleri baştan beri tedirgin etmeyi başarmış olan yeni başkan, önce amerikayı, bu yolla da amerikan emperyalizminin pençesinde kıvranan dünyayı değiştirmeye çalışacak. Onun, dev şirketleri idare eden bir dolar milyarderi olması halkçı söylemlerini gülünç gösteriyor olsa da, seçim kampanyasına yatıracak milyon dolarları olmayan en samimi halkçının dahi piramidin tepesine ulaşma imkanı bulamayacağı bir ülkede, kendilerini bunaltan yoksulluk ve adaletsizlik karşısında artık sabretmeyi reddeden amerikalıların, onunla yetinmekten başka şansı yoktu. Trump, Amerika için vaadettiklerinin yarısını gerçekleştirebilirse muazzam bir değişimin altına imzasını atmış olur.
Göreve geldiği ilk gün, Obama'nın belki de en büyük mirası olabilecek sağlık reformunu tek bir imza ile çöpe atmış olması, seçim kampanyası boyunca dile getirdiği değişimi gerçekleştirme konusunda hızlı bir başlangıç yaptığı ve radikal icraatlarda bulunmaya kararlılıkla devam edeceği biçiminde yorumlanabilir. Bu durum, NATO ve Avrupa Birliği için önümüzdeki birkaç yıl boyunca işlerin pek de yolunda gitmeyebileceğini düşündürüyor.
Yeni başkanın bütün icraatlarının, Türkiye başta olmak üzere geniş ve bölük pörçük İslam coğrafyasında sevinçle karşılanacağını söylemek hiç kolay değil maalesef. Suriye'deki iç savaş ortamını yeni ve korsan bir oluşum için fırsat bilen ve İŞİD'le mücadeleyi paravan olarak kullanan kürtlere silah, mühimmat ve bağımsız bir devlet olma fikrine göz kırpma biçiminde sağlanan desteğin Türkiye'nin itirazlarına rağmen devam etmesi ve İsrail büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması, Ortadoğu'da bir süredir iyice ısınmış bulunan suların büsbütün kaynamaya başlaması sonucunu doğurabilir.
Rusya ve Türkiye öncülüğünde başlayan Suriye'de ateşkes ve nihayi çözüm sürecinin amerikan dış politikasında nasıl bir karşılık bulacağı, yeni başkanın İŞİD'le mücadelede nasıl bir yol izleyeceği henüz netlik kazanmadı. Amerikan çıkarları konusunda daha kararlı ve çok daha agresif bir yönetimle ABD ortadoğu'da Türkiye ve Rusya için işleri zorlaştırabilir.
Amerikan devletinin Ortadoğu'ya ilişkin uzun vadeli planları, İran'dan akdenize uzanan yeni bir enerji koridorunda bağımsız bir kürt devleti kurulmasını gerektiriyorsa, Türkiye'nin dostluğu çoktan gözden çıkarılmış olabilir. Tam aksine, kürtlere bir devlet armağan edip bu coğrafyada bir küçük İsrail yaratma fantezisi Obama'nın ve etrafındaki işgüzar amerikalıların ayaküstü gördüğü bir düşten ibaretse, yeni yönetimle birlikte Ortadoğu'da taşların hızla yerine oturmaya başladığını da görebiliriz.
Durum ne olursa olsun, Obama yönetiminin birşey söyleyip başka birşey yaptığı günler geride kaldı ve bu bütün dünya için güzel bir gelişme. Çünkü ister müttefik, isterse düşman olsun, kimse Obama devrinin ABD yönetimi gibi kaypak bir muhatapla iş tutmak istemez. Amerika'nın ortak çıkarlarımızı ne denli önemsediğini ve bizimle hangi alanlarda işbirliği yapmaya istekli olduğunu önümüzdeki günlerde açıkça göreceğiz.
Bir zamanlar denize düşüp bir umut diye sarıldığımız NATO'nun geleceği Trump yönetiminin tutumuna ve Amerika'nın Ortadoğu'da izleyeceği siyasete göre şekillenecek. Donald Trump, NATO'nun üye ülkelere karşı sorumluluklarını, üye ülkelerin NATO'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri şartına bağlıyor. Bu yaklaşım, Amerikan hükümetinin resmi politikası haline gelirse, ittifakın bel kemiği diyebileceğimiz karşılıklı güven faktörü yıkılır ve NATO'nun sonu gelmiş olur. Güçlü bir NATO üyesi olan Türkiye'nin batı ittifakından uzaklaşıp Rus-Çin ittifakına yaklaşması da NATO için aynı derecede yıkıcı bir etki gösterecektir. Türkiye'nin NATO ile ilişkileri de temel olarak Türk-Amerikan ilişkilerine bağlıdır ve Trump yönetiminin Türkiye'ye yaklaşımının, Türk-Amerikan ilişkilerinden çok daha fazlasını etkileme potansiyeline sahip olduğu söylenebilir.
Amerika'nın sözde demokratları, Donald Trump gibi bir adamın halkın teveccühünü kazanıp Birleşik Devletler başkanı olmasını bir türlü içlerine sindiremiyorlar. Rusya'nın, bilişim sistemlerine sızarak seçim sonuçlarını değiştirdiği, Putin'in elinde Trump hakkında çok gizli ve mahrem bilgiler içeren dosyalar bulunduğu gibi akla ziyan safsatalarla kendilerini kandırıyor, seçilmiş başkanın meşruiyetini tartışmaya çalışıyorlar. Bizler Türkiye'de böylesi saçmalıklarla karşılaşmaya alıştığımızdan olsa gerek, yenilen pehlivan güreşe doymazmış deyip geçmeyi tercih ediyoruz.
Bazıları, yeni başkanın seçim kampanyası boyunca dile getirdiği radikal söylemler hakkında, koltuğa oturunca kazın ayağının öyle olmadığını anlayacaktır şeklinde yorumlar yapıyorlar. Amerikan devlet aygıtının güçlü kontrol-denge mekanizmalarına sahip olduğundan ve bu durumun başkanın radikal kararlar almasını imkansız hale getireceğinden bahsediyor, NATO'nun geleceği ve Amerikan dış politikasının yeniden şekillendirilmesi konusunda başkanın fazla bir manevra alanı bulamayacağı umuduyla kendilerini avutuyorlar. Bunu pek ciddiye almıyorum. Yine de bekleyip göreceğiz.
Henüz Trump yönetiminin Türkiye politikasında kötümser olmamızı gerektirecek bir belirti görmedik. Tam tersine, Trump yönetiminden gelen olumlu sinyaller hem devletimiz, hem de milletimiz nezdinde, dost bildiğimiz Amerika'nın bizi bir kez daha hayal kırıklığına uğratmayacağı konusunda iyimser beklentileri güçlendiriyor. Önümüzdeki günlerde, Fethullahçı terör örgütünün haşhaşi elebaşı satılmış Gülen'in amerikada gözaltına alındığını duyarsanız şaşırmayın.
Bundan sekiz yıl önce, Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk siyahi lideri olarak başkanlık koltuğuna oturan Obama'nın, barışçı ve kucaklayıcı söylemleriyle dünyayı daha güzel bir yer haline getirebileceğine inanmıştık. Yanıldığımızı anlamamız fazla uzun sürmedi. Sekiz yıl önce bu fikri inşa edenler, eline bulaşan onca mazlumun kanına rağmen başkan Obama'yı Nobel barış ödülüyle taltif etmeyi de ihmal etmediler.
Libya'da devlet diye birşey bırakmayan, Mısır'da darbeci Sisi'nin yolunu açan, İran'ı bölgesel bir güç haline getirerek ortadoğuyu kısır ve kanlı bir şii-sünni çatışmasının cehennemine terk eden, Suriye'yi, Irak'ı ve Yemen'i kocaman bir savaş alanı haline getiren, Gezi parkında yüzünü gösteren teröristleri demokrasi havarileri olarak alkışlayan, Fethullah Gülen'e kucak açan, Suriye'de ve Irak'ta Türkiye düşmanı yapıları destekleyerek kürtleri özgürleştirme adına teröre destek veren ve nihayet beslediği teröristler eliyle Türkiye'de hükümeti devirmeye çalışan dirayetsiz başkan sonunda gitti. Güle güle Obama, Şam'ın ve Tahran'ın insafına terk ettiğin yüzbinlerce masum ve mazlum Suriyelinin kanı sana yeter.
Göreve geldiği ilk gün, Obama'nın belki de en büyük mirası olabilecek sağlık reformunu tek bir imza ile çöpe atmış olması, seçim kampanyası boyunca dile getirdiği değişimi gerçekleştirme konusunda hızlı bir başlangıç yaptığı ve radikal icraatlarda bulunmaya kararlılıkla devam edeceği biçiminde yorumlanabilir. Bu durum, NATO ve Avrupa Birliği için önümüzdeki birkaç yıl boyunca işlerin pek de yolunda gitmeyebileceğini düşündürüyor.
Yeni başkanın bütün icraatlarının, Türkiye başta olmak üzere geniş ve bölük pörçük İslam coğrafyasında sevinçle karşılanacağını söylemek hiç kolay değil maalesef. Suriye'deki iç savaş ortamını yeni ve korsan bir oluşum için fırsat bilen ve İŞİD'le mücadeleyi paravan olarak kullanan kürtlere silah, mühimmat ve bağımsız bir devlet olma fikrine göz kırpma biçiminde sağlanan desteğin Türkiye'nin itirazlarına rağmen devam etmesi ve İsrail büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması, Ortadoğu'da bir süredir iyice ısınmış bulunan suların büsbütün kaynamaya başlaması sonucunu doğurabilir.
Rusya ve Türkiye öncülüğünde başlayan Suriye'de ateşkes ve nihayi çözüm sürecinin amerikan dış politikasında nasıl bir karşılık bulacağı, yeni başkanın İŞİD'le mücadelede nasıl bir yol izleyeceği henüz netlik kazanmadı. Amerikan çıkarları konusunda daha kararlı ve çok daha agresif bir yönetimle ABD ortadoğu'da Türkiye ve Rusya için işleri zorlaştırabilir.
Amerikan devletinin Ortadoğu'ya ilişkin uzun vadeli planları, İran'dan akdenize uzanan yeni bir enerji koridorunda bağımsız bir kürt devleti kurulmasını gerektiriyorsa, Türkiye'nin dostluğu çoktan gözden çıkarılmış olabilir. Tam aksine, kürtlere bir devlet armağan edip bu coğrafyada bir küçük İsrail yaratma fantezisi Obama'nın ve etrafındaki işgüzar amerikalıların ayaküstü gördüğü bir düşten ibaretse, yeni yönetimle birlikte Ortadoğu'da taşların hızla yerine oturmaya başladığını da görebiliriz.
Durum ne olursa olsun, Obama yönetiminin birşey söyleyip başka birşey yaptığı günler geride kaldı ve bu bütün dünya için güzel bir gelişme. Çünkü ister müttefik, isterse düşman olsun, kimse Obama devrinin ABD yönetimi gibi kaypak bir muhatapla iş tutmak istemez. Amerika'nın ortak çıkarlarımızı ne denli önemsediğini ve bizimle hangi alanlarda işbirliği yapmaya istekli olduğunu önümüzdeki günlerde açıkça göreceğiz.
Bir zamanlar denize düşüp bir umut diye sarıldığımız NATO'nun geleceği Trump yönetiminin tutumuna ve Amerika'nın Ortadoğu'da izleyeceği siyasete göre şekillenecek. Donald Trump, NATO'nun üye ülkelere karşı sorumluluklarını, üye ülkelerin NATO'ya karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri şartına bağlıyor. Bu yaklaşım, Amerikan hükümetinin resmi politikası haline gelirse, ittifakın bel kemiği diyebileceğimiz karşılıklı güven faktörü yıkılır ve NATO'nun sonu gelmiş olur. Güçlü bir NATO üyesi olan Türkiye'nin batı ittifakından uzaklaşıp Rus-Çin ittifakına yaklaşması da NATO için aynı derecede yıkıcı bir etki gösterecektir. Türkiye'nin NATO ile ilişkileri de temel olarak Türk-Amerikan ilişkilerine bağlıdır ve Trump yönetiminin Türkiye'ye yaklaşımının, Türk-Amerikan ilişkilerinden çok daha fazlasını etkileme potansiyeline sahip olduğu söylenebilir.
Amerika'nın sözde demokratları, Donald Trump gibi bir adamın halkın teveccühünü kazanıp Birleşik Devletler başkanı olmasını bir türlü içlerine sindiremiyorlar. Rusya'nın, bilişim sistemlerine sızarak seçim sonuçlarını değiştirdiği, Putin'in elinde Trump hakkında çok gizli ve mahrem bilgiler içeren dosyalar bulunduğu gibi akla ziyan safsatalarla kendilerini kandırıyor, seçilmiş başkanın meşruiyetini tartışmaya çalışıyorlar. Bizler Türkiye'de böylesi saçmalıklarla karşılaşmaya alıştığımızdan olsa gerek, yenilen pehlivan güreşe doymazmış deyip geçmeyi tercih ediyoruz.
Bazıları, yeni başkanın seçim kampanyası boyunca dile getirdiği radikal söylemler hakkında, koltuğa oturunca kazın ayağının öyle olmadığını anlayacaktır şeklinde yorumlar yapıyorlar. Amerikan devlet aygıtının güçlü kontrol-denge mekanizmalarına sahip olduğundan ve bu durumun başkanın radikal kararlar almasını imkansız hale getireceğinden bahsediyor, NATO'nun geleceği ve Amerikan dış politikasının yeniden şekillendirilmesi konusunda başkanın fazla bir manevra alanı bulamayacağı umuduyla kendilerini avutuyorlar. Bunu pek ciddiye almıyorum. Yine de bekleyip göreceğiz.
Henüz Trump yönetiminin Türkiye politikasında kötümser olmamızı gerektirecek bir belirti görmedik. Tam tersine, Trump yönetiminden gelen olumlu sinyaller hem devletimiz, hem de milletimiz nezdinde, dost bildiğimiz Amerika'nın bizi bir kez daha hayal kırıklığına uğratmayacağı konusunda iyimser beklentileri güçlendiriyor. Önümüzdeki günlerde, Fethullahçı terör örgütünün haşhaşi elebaşı satılmış Gülen'in amerikada gözaltına alındığını duyarsanız şaşırmayın.
Bundan sekiz yıl önce, Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk siyahi lideri olarak başkanlık koltuğuna oturan Obama'nın, barışçı ve kucaklayıcı söylemleriyle dünyayı daha güzel bir yer haline getirebileceğine inanmıştık. Yanıldığımızı anlamamız fazla uzun sürmedi. Sekiz yıl önce bu fikri inşa edenler, eline bulaşan onca mazlumun kanına rağmen başkan Obama'yı Nobel barış ödülüyle taltif etmeyi de ihmal etmediler.
Libya'da devlet diye birşey bırakmayan, Mısır'da darbeci Sisi'nin yolunu açan, İran'ı bölgesel bir güç haline getirerek ortadoğuyu kısır ve kanlı bir şii-sünni çatışmasının cehennemine terk eden, Suriye'yi, Irak'ı ve Yemen'i kocaman bir savaş alanı haline getiren, Gezi parkında yüzünü gösteren teröristleri demokrasi havarileri olarak alkışlayan, Fethullah Gülen'e kucak açan, Suriye'de ve Irak'ta Türkiye düşmanı yapıları destekleyerek kürtleri özgürleştirme adına teröre destek veren ve nihayet beslediği teröristler eliyle Türkiye'de hükümeti devirmeye çalışan dirayetsiz başkan sonunda gitti. Güle güle Obama, Şam'ın ve Tahran'ın insafına terk ettiğin yüzbinlerce masum ve mazlum Suriyelinin kanı sana yeter.
Yorumlar
Yorum Gönder