Kış Rüzgarları - Game of Thrones'in 6. Sezon Finali

George R. R. Martin'in Buz ve Ateşin Şarkısı adlı fantastik roman dizisinden televizyona uyarlanan ve ülkemizde Taht Oyunları adıyla gösterilen Game of Thrones'in 6. sezonu, Kış Rüzgarları başlıklı sezon finaliyle sona erdi. 6. sezon 10. bölümde merakla beklenen kimi sorular cevabını bulmuş olsa da, 7. sezonun vaadettikleri sayesinde, hayran kitleleri arasında sabırsız bir bekleyişin de şimdiden başladığını söylemek mümkün. Önce final bölümüne damgasını vuran gelişmeleri sıralayalım, sonra da ana karekterlerin durumuna daha yakından bakalım.

Game of Thrones'in 6. sezon finalinde;

Kral topraklarında çaresiz kalan Cersei Lannister, şehrin merkezindeki tapınağı ateşe vererek kendi duruşması için biraraya gelen bütün düşmanlarını tek hamlede yok etti. Bu esnada birçok masum insanın da kanına girdi. Düşmanları için yarattığı cehennemi seyrederken şarabını yudumlamayı da ihmal etmedi.

Yüksekbahçe Lordu Mace Tyrell, Kral Tommen'in sevgili karısı Margaery Tyrell ve Yüksekbahçe veliahtı Loras Tyrell, o anda orada bulunan tüm diğerleri gibi serçelerle birlikte yanarak öldüler. Akıllı ve güzel Margaery tehlikeyi sezdi ama, yapabileceği bir şey yoktu.

İpleri herzaman birilerinin elinde bir kukla gibi hareket eden ve son olarak serçelerin etkisiyle annesini dışlayan Kral Tommen, sevgili karısının ve o anda tapınakta bulunan sayısız masum insanın ölümüne engel olamamanın vicdani yükünü taşıyamayıp kuleden atlayarak intehar etti. Bütün bu ölümlerin yegane sebebinin annesi olduğunu biliyor olmak ve yine de birşey yapamamak da cabası.

Ömür boyu düşlediği iktidara ancak herşeyini kaybettikten sonra sahip olan Cersei Lannister, oğlu Tommen'in ölümüyle sahipsiz kalan Demir Taht'a oturarak Yedi Krallık'ın yeni kraliçesi oldu. Fakat bırakın diğerlerini, aşığı ve ikizi Jaime Lannister'in bile çılgın kraliçenin arkasında duracağı şüpheli.

Serçeparmak, Kışyarı'nda Sansa'ya evlenme teklif ederken, yıllardır çevirdiği dalaverenin nihayi amacını ifşa etti. Meğerse sinsi kahramanımız Lord Baelish Demir Taht'ın peşindeymiş.

Sansa Stark Serçeparmak'ın evlenme teklifini reddetti. Serçeparmak, Starkların ölüm kalım savaşında oynadığı role dayanarak Sansa'yı çantada keklik saymış olmalı. Ne büyük bir hayal kırıklığına uğradığını söylemeye bile lüzum yok.

Uzun bir aradan sonra Westeros'a dönen Arya Stark, önce kendi oğullarıyla beslediği İkizler Lordu Walder Frey'in boğazını keserek, ağabeyinin ve annesinin katledildiği kanlı düğünün intikamını aldı.

"Düşmanımın düşmanı benim dostumdur" anlayışının biraraya getirdiği ezeli düşmanlar Dorne ve Yüksek Bahçe, zalim Kraliçe Cersei'den intikam almak için, Ejderhaların Annesi Daenerys Targaryen'in eteğine sığındılar. Kraliçe Westeros'a ayak bastığında, Cersei neye çattığını anlamaya bile fırsat bulamayabilir.

Bran'ın görüleri sayesinde, Babasının Daenerys Targaryen'in ağabeyi Rhaegar Targaryen, annesinin Ned Stark'ın kızkardeşi Lyanna Stark olduğunu öğrendiğimiz Jon Snow, Ned Stark'ın piçi olduğunu düşünen kuzeyli lordlar tarafından Kuzeydeki Kral ilan edildi. Bu şaşırtıcı gelişmenin fitilini ateşleyen küçük leydi Lyanna Mormont'un hakkını teslim etmek lazım.

Stannis'in kızını yakarak ışık tanrısına kurban eden Kırmızı Kadın Melisandre, küçük kızı kendi öz evladı gibi gören iyi yürekli ve gözü kara kahramanımız Davos'un öfkesiyle yüzleşti. Davos adalet talep etti ve Melisandre Kuzeydeki Kral Jon Snow tarafından sürgün edildi.

Tyrion Lannister Daenerys Targaryen tarafından Kraliçenin Eli ilan edildi. Kraliçe'nin onu ismi yahut ailesi hatırına değil, tam anlamıyla kendisi olarak, hak ettiği ve layık olduğu için bu makama getirmesi Tyrion için çok önemli ve anlamlı.

Sayısız askere, onları Westeros'a taşıyacak yeterince gemiye ve muazzam büyüklükteki ejderhalara sahip olan ve onu bekleyen büyük işler için nihayet kendini hazır hisseden Daenerys Targaryen, çocukluğundan beri düşlediği fetih için Westeros'a doğru yelken açtı. Üstelik daha şimdiden yedi krallıktan en az üç tanesinin (Demir adalarından Yara ve Theon Greyjoy, Yüksekbahçeden Diken Kraliçesi olarak da bilinen Olenna Tyrell ve Dorne'den kumyılanları) desteğini almış olarak.

Kuzeydeki Kral Jon Snow

5. Sezonun sonunda, Gece Nöbeti'nin lord kumandanı olarak ihanete uğrayan ve dostları tarafından hançerlendikten sonra geri dönüp dönmeyeceği uzun süre merakla beklenen Jon Snow 6. sezonda yeniden aramıza dönmüş, aksiyonu bol hikayesine kaldığı yerden devam etmişti. Bir cinayete kurban gitmiş herhangi birinin yapacağı gibi, ilk iş olarak onu katledenlerin cezasını vermiş, sonra acımasız Ramsay'ın zulmünden kaçan kızkardeşi Sansa'ya kucak açarak yine kendine yakışanı yapmıştı. Ölümüyle üzerinden silkip attığı yeminlerden kurtulmuş ve Westeros'un kanlı siyasetinde güçlü bir oyuncu olarak rolünü oynamaya başlamıştı.

Jon Snow, Ramsay Bolton'un kızkardeşine yaptıklarını sindirmeye çalışırken, işgal altındaki baba ocağı Kışyarı'ndan iğrenç ötesi tehditlerle dolu bir mektup almış, en küçük kardeşi Rickon Stark'ın Boltonların elinde olduğunu ve Sansa'yı derhal teslim etmezse Ramsay Bolton'un gazabıyla yüzleşmek zorunda kalacağını öğrenmişti. Jon babasının oğluydu ve kuru gürültüye pabuç bırakacak adamlardan değildi. Ak Yürüyenlerin kabusu olmuş namlı kılıcına ve haklı davasına güvenerek, yurdunu ve kardeşini esaretten kurtarmak için kuzeyde bayrak açtı.

İlk ve en büyük desteği, uğruna canından olduğu yabanıllar arasında buldu. Kuzeyin beylerine haber saldı. Kızkardeşini de yanına alıp babasının sancak beylerini ailesine verdikleri sadakat yeminlerini tutmaya davet etti. Bazıları Starkların bu acil ve ümitsiz çağrısına sadakatle cevap verdiler. Kuzeyli bazı lordlar ise, düşenin dostu olmaz misali Starklardan yüz çevirdiler. Zarlar atıldı, hamleler yapıldı. Starklar ve Boltonlar, kendilerine bağlı olanlarla birlikte savaş meydanına yürüdüler.

Adaletiyle meşhur Starkların karşı karşıya bulundukları şartlar hiç de adil değildi. Sayıca daha azdılar, donanım ve askeri disiplin bakımından da dezavantajlı durumdaydılar. Fazla umut yoktu. Bu konuda yapılacak başka bir şey de yoktu. Her yol denenmiş, her çare aranmış, sonunda iş yine gelip cesarete ve yiğitliğe dayanmıştı. Kuzey'in kaderini bu şartlar altında yapılacak bu savaş belirleyecekti.

Kışyarı Leydisi Sansa Stark

Sansa Stark çok acılar çekmişti. Yanılmış, yanıltılmış, kandırılmış ve ciddi hatalar yapmıştı. İhanete uğramış, hakaretlere maruz kalmış, acı çekmiş, istismar edilmiş ve herşeye rağmen hayatta kalmayı, her düştüğünde yeniden ayağa kalkmayı başarmıştı. Hayatın ızdırap dolu yollarında yürürken, hayallerini yitirmiş, ümitlerine tutunmuş, masumiyetini yitirmiş, intikamına sarılmış, nihayet zincirlerini kırıp hürriyetine kavuştuğunda ise bu dünyadaki tek dayanağı olan Jon Snow'a sığınmıştı. Onunla yüreklenmiş, onunla ümitlenmiş, kendisine ve ailesine yapılanların intikamını alabileceğine onunla inanmıştı. Fakat Kuzey onu hayal kırıklığına uğrattı. Kardeşiyle birlikte çaldıkları kapılar bir bir yüzlerine kapanırken, hala Starklara sadık kimi hanelerin desteği yeterli gelmiyor, hazır olmadan Ramsay ile yüzleşmek, savaşı kaybetmek ve bir kez daha o zorbanın eline düşmek onu ölesiye korkutuyor, kötü ihtimaller uykularını kaçırıyordu.

Sansa doğru olduğuna inandığı şeyi yaptı. Hiç güvenmediği halde, denize düşen yılana sarılır deyip Serçeparmak'ı yardıma çağırdı. Gelir miydi, gelse çare olur muydu, emin olmak imkansızdı. O Serçeparmak'tı. Onun kafası önce kendi çıkarına çalışır, ancak kendi kurgusuna uyacaksa yardım eder, kimseye en küçük bir bağlılık duymazdı. Sansa ona mecburdu ve çok küçük bir ihtimal bile olsa bu yardıma ihtiyacı vardı.

Kışyarı Savaşı

Ölümüne savaştılar. Jon Snow akıllıca bir strateji benimsemişti. Düşmanı üzerine çekip kuşattıktan sonra imha etmeyi planlıyordu. Fakat Ramsay Bolton da aynı stratejinin peşindeydi. Üstelik o, Jon'u nasıl tuzağa düşüreceğini de biliyordu.

Ramsay, Starkların en küçüğü Rickon'u serbest bırakıp arkasından oklar göndermeye başladığında, Jon Snow kardeşini karşılamak için atını sürdü. Öldürücü darbe kardeşler tam kavuşmak üzereyken geldi. Rickon düştü. Oklar kara bir bulut gibi gökyüzünü karartırken, Jon Snow öfkeyle ileri atıldı. Adamları, iyi düşünülmüş savaş planını terk edip yardıma koşmamış olsalar, Jon Snow'un da öleceği muhakkaktı.

İyi savaştı. Savaşı idare eden sağduyulu bir kumandandan ziyade, savaş çılgınlığına kapılmış gözü kara bir askeri andırıyordu. Starklar insiyatifi kaybetmişlerdi. Jon Snow'un ordusu ağır kayıplar veriyordu. Kuşatıldılar ve yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldılar.

Serçeparmak'ın komutasındaki vadili şovalyeler tam da bu anda geldiler. Fırtına gibi estiler. Boltonları savaş alanından süpürüp geçtiler. Kıyım, fedakarlık ve ölüm Jon Snow'un ordusuna, zafer Serçeparmak'a düştü. Jon Snow zaferi değil Kışyarı'nı ve Rickon'un intikamını, Sansa Stark hem zaferi, hem Kışyarı'nı hem de Ramsay Bolton'u istiyordu. İkisi de istediklerini aldılar. Kapı kırıldı, şehre girildi, Ramsay esir edildi. Kışyarı'na Stark sancakları çekildi. Westeros'un sayılı canavarlarından Ramsay Bolton'u, Jon Snow cezalandırsın diye kızkardeşi Sansa'ya, Sansa Stark ise canlı canlı yesinler diye kendi köpeklerine verdi.

Starklar Kışyarı'nda

Zaferi Sansa'ya adeta altın bir tepside sunan Serçeparmak mağrur ve kendinden emindi. Yardım etmişti ve ödülünü istiyordu. Sansa'ya evlenme teklif etti. Kendisi Demir Taht'a oturacak, Sansa da onun biricik Kraliçesi olacaktı. Olmadı. Sansa onu tanıyor, ona güvenemeyeceğini gayet iyi biliyordu. Sansa Serçeparmak'ı reddetti, tıpkı annesinin uzun yıllar önce reddettiği gibi. Fakat Serçeparmak, hayatının aşkı tarafından ikinci kez reddedilmeyi kabul edebilecek biri değildi. Bu kararın hem Sansa hem de Jon için bazı sonuçları olacağı muhakkak. Sansa Stark kral ilan edilen Jon snow'u Serçeparmak'ın kirli oyunlarından korumayı başarabilecek mi? Bekleyip göreceğiz.

Kuzey'in lordları, bir kez daha Stark sancakları dalgalanan Kışyarı'na geldiler. Kimi mağrur, kimi utanç içindeydi. "Savaş bitti, kış geldi. Artık evimize dönelim" dediler. Fakat savaşın büyüğü kapıdaydı. Jon Snow kuzeyin beylerine, yaklaşmakta olan korkunç düşmanı hatırlattı. Sonra beyler, yaşı küçük, yüreği büyük bir leydinin sert ve doğru sözleri ışığında kuzeyli olmanın hakikatleriyle yüzleştiler. Utancı kabullenip görevin yükünü hep birlikte omuzladılar. Birer birer Jon Snow'a sadakat sözü verdiler. Kılıçlarını kaldırıp Kuzeydeki Kral'a selam durdular.

Starkların İntikam Meleği Arya

Braavos'ta suikastçiler loncasında kötü günler geçirdi, yılmadı. Arya Stark olarak ayak bastığı şehirden, Ölüler Evi'nin sırlarını da beraberinde taşıyarak yine Arya Stark olarak ayrıldı. Kral ağabeyinin ve annesinin tuzağa düşürülüp katledildiği İkizler Kalesi'ne geldi. Kanlı düğünün mimarlarından ihtiyar Walder Frey'i öz evlatlarının etiyle besleyip boğazını keserek cehennemin dibine gönderdi. Arya, Starkların intikam meleğiydi. Ailesine acımayanlara o da merhamet göstermeyecekti.

Kara Kraliçe Cersei Lannister

Cersei, daha kralın karısıyken boyunca günaha batmıştı. İkizinden peydahladığı piçleri kral kocası için veliaht olarak yetiştiriyordu. Çocuklarının ikbaline güvenerek kocasını öldürdü. O herşeyi istiyordu ve yoluna kim çıkarsa çıksın ezip geçeceğine inanıyordu. İçindeki hırsın ve güç tutkusunun bir sınırı yoktu.

Önceleri, gayrımeşru çocuklarının saltanatına ve babasının sarsılmaz gücüne dayanıyordu. Aslında, kötü huylu kral oğlu zehirlenip öldüğünde uyanması gerekirdi. Fakat Cersei, babası yahut küçük kardeşi gibi stratejik bir akla değil kinci bir kurnazlık olarak tanımlanabilecek pratik bir zekaya sahipti. Güç onun tek ve en büyük aşkıydı. Cersei, Oğlunun sarayındaki ayak oyunlarından öylesine hoşlanıyor, kendini bu oyunlara öyle kaptırıyordu ki, ne bahasına olursa olsun kazanmak tek düsturuydu. Önünü görmesini sağlayacak ferasetten ve dostlar edinmesini sağlayacak sadakatten tamamıyla yoksundu. Gizli aşkı ve çocuklarının babası olan ikizini bile defalarca aldatmakta en ufak bir mahsur görmemişti.

Cersei, daima ve bütünüyle kazanmak için oynadığı taht oyununda ölçü ve kural tanımıyordu. Babasını kaybetmenin kendisi ve ailesi için getireceği siyasi sonuçlardan ziyade, küçük kardeşine karşı beslediği intikam duygusunun peşinden gitmeyi seçti. Sahip olmayı düşlediği gücü elde etmesini sağlayacak dost ve müttefikler bir bir buharlaşırken, her an biraz daha fazlasını ellerinde tuttuğu vehmine kapıldığı gücün tadını çıkarmakla oyalandı. Dinsel fanatizmin kurumsallaşmış hali diyebileceğimiz Serçeler, kraliçenin ayağının altındaki halıyı bir anda çektiklerinde, bir kadın ve bir kraliçe olarak alçalmanın ve aşağılanmanın en yalın halini yaşayıp tecrübe etmek zorunda kalmıştı. Bu düşüş, Westeros'ta taht oyunları oynayan herhangi biri için yeterinden de acı bir ders olabilirdi. Fakat Cersei, utançla yahut aşağılanmakla gözü korkutulabilecek herhangi bir asil değildi. Güce sahip olmak için ödenecek hiçbir bedel onun için fazla sayılmazdı. Çok uzaklarda ölen masum kızının cenazesi başında bile intikam yeminleri etmekten geri durmadı. İki evladını bu oyuna kurban vermiş sağduyulu bir anneden, hayatta kalan tek çocuğunu korumak için yenilgiyi kabul edip bir kenara çekilmesi beklenebilirdi belki. Fakat Cersei çocukları için değil, kazanmak için yaşıyordu. Defalarca kazanmıştı. Fakat ne zaman birşeyler kazansa, zaferinin bedelini çok daha fazlasını kaybederek ödemek zorunda kalmıştı. Kraliçenin düşmanlarının, biricik oğlunu etkileyip ondan uzaklaştırmaları bardağı taşıran son damla oldu.

Tommen ona aitti ve kimse onu alamazdı. Sevgili oğlunu ondan koparabileceklerini düşünen Serçeler, ana kraliçenin alev alev yanan öfkesiyle yüzleştiler. Sanki bir an yer yarılmış, Westeros'un kalbinde adeta cehennemin kapıları açılmıştı. İntikam ateşiyle yakıp kül ettiği düşmanlarını izleyerek şarabını yudumlayan Cersei işte yine kazanmıştı. Fakat kimse kaderinden kaçamazdı. O herzamanki gibi, kazanırken kaybetmeye yazgılıydı. Son zaferin bedeli, son evladın canıyla ödenecekti.

Uzun yıllar önce yaşlı ve çirkin bir cadının kehanet ettiği gibi, Cersei Kraliçe olmuş, bütün çocuklarının öldüğünü görmüş, geriye yalnız, genç ve güzel Kraliçe'nin gelip tacını alacağı ve küçük kardeşin onu boğazlayıp bu dünyadaki ızdırabına nihayet vereceği günü beklemek kalmıştı. Ele geçirdiği mutlak gücün tadını çıkarırken, genç ve güzel kraliçenin çoktan yola çıktığını ve sınırsız iktidarında günlerinin sayılı olduğunu elbette bilemezdi.

Yorumlar

Bu Ay En Çok Okunanlar

Damağası / Sağırdere / Körduman - Kemal Tahir

Hindistan'a Bir Geçit - Edward Morgan Forster

İSTİKLÂL ŞAİRİMİZ MEHMET AKİF ERSOY

Yıkılış - Graham Green

Zamanı Yönetmek - Hedefler ve Öncelikler

Ve Çanakkale Üçlemesi 1- Geldiler - Mustafa Necati Sepetçioğlu