Rusya Bizim Dostumuz mu?

İki ülke arasında, 24 Kasım salı sabahı Suriye sınırında Türk hava sahasını ihlal eden Rus savaş uçağının defalarca ikaz edildikten sonra F16'larımız tarafından düşürülmesiyle yükselen siyasi gerilim, son yıllarda salt ekonomik çıkara dayalı zoraki dostluk rüzgarlarının esmeye başladığı Türk-Rus ilişkilerinin de gerçek doğasını ortaya çıkarmış bulunuyor. Türk-Rus ilişkilerinin sağlam diplomatik ve stratejik temellere oturduğunu varsayan pek çok yorumcunun olayın hemen ardından, sınır ihlali yapan Rus uçağının düşürülmesinin kötü bir kaza olduğunu, fakat buna rağmen iki ülke ilişkilerinin böylesi bir krizle baş edemeyecek kadar yüzeysel olmadığını söyleyip milletin gözünü boyadılar. Ya da amaçları bu değilse bile, Türk-Rus ilişkilerinin gerçek mahiyetini kavrayamamış olduklarını göstermiş oldular. İşin aslı, bu olaydan önce de ilişkiler son derece gergindi. Uçağın düşürülmesi, sürekli bir uyuşmazlık içinde bulunan karşılıklı çıkarlar yüzünden her an biraz daha gerilen ilişkilerde bardağı taşıran son damla oldu. Bu bir kırılma noktasıydı. Türkiye ve Rusya arasında bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Uluslararası gelişmeleri yorumlamada sağlam bir referans olarak kabul etmek zorunda olduğumuz Tarih bizi, bütün diğer komşularımız arasında en tehlikeli düşmanımız olarak Ruslara karşı uyarıyor.

Onaltıncı yüzyılda Kazan ve Astrahan hanlıklarını ortadan kaldırıp Osmanlı İmparatorluğu'nun en parlak günlerinde üzerine gönderilen orduları perişan eden Moskova Prensliği'yle başlayıp onyedinci, onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllar boyunca savaştığımız Çarlık Rusya'sına, bizden açıkça boğazları isteyen Sovyetler Birliği'nden, Azerbaycan topraklarının üçte birini hala işgal altında bulunduran Ermenistan'ın bir numaralı hamisi, bölgesel süper güç olma yarışında en ciddi rakibimiz İran'ın büyük biraderi, iyi niyetli Suriye politikamızı iflasa sürükleyen küresel aktör Rusya Federasyonu'na kadar, beş asırlık ilişkilerimizin ağırlıklı rengi kimilerinin zannettiği gibi tozpembe değil, kan ve ateş kırmızısı.

Kısa tarihi boyunca, Rusların akıttığı Türk ve Müslüman kanının haddi hesabı yoktur. Rusya bu konuda öyle kirli, o denli kabarık bir sicile sahiptir ki, ne Amerika, ne İsrail bu konuda Rusların eline su dökebilir. İnsana değer vermezler. Hele Müslüman ya da Türk olanı insandan bile saymazlar. Bu konuda en küçük bir kuşkusu olan varsa, Suriye'de tam da bugünlerde sözüm ona İŞİD'le mücadele kapsamında kimlerin bombalandığına ve Rusya'nın Suriye'de kimin yanında durduğuna bakabilir.

Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle içine sürüklendiği kriz dönemini büyük ölçüde geride bırakmanın verdiği rahatlık ve Amerika'nın değişen savunma öncelikleri kapsamında boşalttığı alanlarda tekbaşına at koşturup saldırgan tutumunun bugüne kadar ciddi bir karşılık görmemiş olmasından kaynaklanan özgüvenle Rusya'nın çıkarlarını silah zoruyla kollamayı alışkanlık haline getiren Putin, Türk hava sahasını kasıtlı bir şekilde ve ısrarla ihlal etmekle büyük bir hata yaptığı halde, Gürcistan'da ve Ukrayna'da yaptıkları ve şimdi Suriye'de bir kez daha sahnelemeye çalıştığı kurnaz kabadayılık numaraları sayesinde kimilerince büyük bir stratejist olarak kabul ediliyor. Peki, gerçekten öyle mi?

Öncelikle söylemeliyim ki, Putin'de zerre kadar sağduyu olsa, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın bütün dünyada bu numaraların sökmeyeceği birkaç liderden biri olduğunu bilir ve kendini ve ülkesini bu duruma düşürmezdi.

Dahası, Putin eğer bazılarının zannettiği gibi büyük bir stratejist olsa, Ukrayna krizinden sonra batılı ülkelerin uygulamaya başladığı ambargo ve yaptırımlar yüzünden hergün biraz daha kötüleşen Rus ekonomisinin tabiri caizse dip yaptığı bugünlerde, 15-20 milyar dolarlar seviyesine ulaşmış ticaret hacmiyle Türkiye'nin Rusya için adeta bir can simidi haline geldiğini bilir, Türk-Rus ilişkilerini şekillendirirken herşeyden çok buna önem verirdi.

Putin biraz strateji bilse, Esad'a verdiği sınırsız destekle bugüne kadar daha da derinleştirmekten başka bir sonuç elde edemediği Suriye sorununu Türkiye'yle anlaşarak çözebilir, oluşacak yeni yönetim tarafından Suriye'deki Rus çıkarlarına saygı gösterilmesini Türkiye aracılığıyla güvence altına alabilirdi.

Fakat yapmadı, bundan sonra da yapmayacak. Putin bir stratejist değil. Onun kafasında tek bir strateji var ve o strateji de, başkalarının şu ya da bu sebepten göze alamayacağı şeyleri pervasızca göze alıp diğerlerinin de aynı pervasızlığı gösteremeyeceğine güvenmek.

Rus savaş uçakları Türk hava sahasını ihlal edip Türkmenleri bombalarken, Büyük stratejist Putin, işte bu biricik stratejisine, yani Türkiye'nin bir Rus uçağını düşürmeyi kolay kolay göze alamayacağı varsayımına güveniyordu. İlk defa yanıldı. Ona Rusya'da büyük şeref kazandıran biricik stratejisi Türkiye karşısında onu hayal kırıklığına uğrattı. Şimdi içi, yalnız düşürülen Rus uçağı için değil, bugüne kadar onu bir strateji dehası gibi gösteren ve Gürcistan'a ve Ukrayna'ya müdahele ederken çok işine yaradığı halde Suriye'de onu hayal kırıklığına uğratan biricik stratejisi için de yanıyor. Öfkesi bu yüzden. Fakat kimse aldanmasın, o bu stratejiden asla vazgeçmeyecek.

Putin, Rus kamuoyunu yatıştırmak için Türkiye'ye karşı pek çok yaptırımı gündemine almış olsa da, bize karşı hayata geçireceği yaptırımların hiçbirinin yalnız bizi zor durumda bırakacağını düşünmemeliyiz. Bugün Rusya, kendi canını acıtmadan bize bir şey yapamaz. Durum böyle olunca, mesele iki millet arasında kimin daha mağrur ve daha kanaatkâr olduğuna kalıyor. Bunu da zaman gösterecek.

Uçak düşürme hadisesinin uluslararası yankıları, milletçe bizi bazı temel konular hakkında yeniden düşünmeye, uluslararası ilişkilerde bazı hesapları bir kez daha gözden geçirmeye zorluyor. Özellikle Rusya'dan ve VEFALI dostumuz İran'dan yükselen ipe sapa gelmez tehditler ve NATO kapsamında güney sınırımıza yerleştirilen hava savunma sistemlerini tam da Rusya'nın bölgeye gelmesinden önce geri çekmeye karar veren, yakın geçmişimizde de bizi yüzüstü bıraktığını hatırlamak zorunda olduğumuz batılı müttefiklerimizin tutumu açıkça gösteriyor ki, milli menfaatlerimiz gereği milli ve yeterli bir füze savunma sistemine, barışçı nükleer teknolojilere ve nihayi olarak da ülkemize yönelecek nükleer tehditlere karşı güvende olmamızı sağlayacak caydırıcı nükleer silahlara sahip olmaya mecburuz.

Yorumlar

Bu Ay En Çok Okunanlar

Damağası / Sağırdere / Körduman - Kemal Tahir

Hindistan'a Bir Geçit - Edward Morgan Forster

İSTİKLÂL ŞAİRİMİZ MEHMET AKİF ERSOY

Yıkılış - Graham Green

Zamanı Yönetmek - Hedefler ve Öncelikler

Ve Çanakkale Üçlemesi 1- Geldiler - Mustafa Necati Sepetçioğlu