Diriliş Ertuğrul Dizisi, Süleyman Şah ve Ertuğrul Gazi - Hayaller ve Gerçekler
Dünyayı televizyon dizileriyle algılama ve TV dizilerini politika ve tarih bilgisini genişletmek için bir vasıta olarak değerlendirme hastalığı Kurtlar Vadisi ile mi başladı, yoksa benim hatırlayamadığım daha eski günlerden kalma bir alışkanlık mıdır bilmem. Okumayan ve dolayısıyla da tarihe ve siyasi komplolara dair merakını kitaplar ve dergiler aracılığıyla tatmin edemeyen halkımızın, TV dizileriyle kendilerine hazır lokmalar halinde sunulan bu medya ziyafetine dünden razı olduğunu görmek bizi şaşırtmamalı. Şaşırtmıyor da zaten. Fakat, yemesi pek lezzetli olan bu kocaman lokmaların sindirilmesine gelince, burada söylenecek birkaç şey var. İzninizle söyleyelim.
Hürrem Sultan'ın, Sultan Süleyman'ın ve onun talihsiz şehzadelerinin hayat hikayelerini Muhteşem Yüzyıl adlı bir televizyon dizisinden öğrendik. Tarihsel gerçeklere uygunluğu bakımından şiddetli itirazlara maruz kalan Muhteşem Yüzyıl'ın ve ona öykünerek başlayan ve basit bir kopyası olmaktan öte bir yenilik getiremediği için yayın hayatı pek kısa süren Fatih'in bıraktığı boşluğu, bugünlerde konusunu tarihten alan yeni bir yapım doldurmaya çalışıyormuş gibi görünüyor. Diriliş Ertuğrul adıyla TRT ekranlarında hayat bulan bu yeni dizinin, konusunu ne ölçüde tarihten aldığı ve hatta kahramanların isimleri bir yana bırakılırsa, bu dizide anlatılanların ne kadarının tarihsel olarak belgelenebilir gerçeklere dayandığı ciddi anlamda tartışma konusu. Aslında Diriliş Ertuğrul için, konusunu tarihten alan bir TV dizisi yerine, tarihin pek berrak olmayan bir döneminde geçtiği varsayılan kimi olayları konu alan bir kurgu dersek durumu daha iyi ifade etmiş oluruz.
Bir kere ve her şeyden önce, ortada bir Süleyman Şah meselesi var ki, bazı kaynaklarda Ertuğrul Gazi'nin babası olarak geçiyor olmasına rağmen, gerçekte Halep yakınlarında ölen Süleyman Şah'ın Malazgirt zaferini takiben Anadolu'yu fetheden Kutalmış oğlu Süleyman Şah olduğunu, bırakın başka tarihi kaynakları, ortaokul ve lise ders kitaplarından bile okuyabilirsiniz. Evet, Anadolu Oğuz aşiretleri arasında nam salmış bir büyük Süleyman Şah var. Evet, O bir fatih. Evet, o güçlü, kararlı ve muktedir. Çok kısa bir sürede yeni Türk yurdu anadolunun tamamını fethedip egemenliği altında birleştiren bir kurucu hükümdar. Anadolu Selçuklularının ilk sultanı. Büyük bir Gazi. Ünlü ve de çok şanlı bir komutan. Adı süleyman Şah. Ölüm yeri Halep yakınları. Ölüm yılı 1086. Gerçek bir kişi. Adını tarihimizin altın sayfalarına ifteharla yazdırmış çok büyük bir kahraman.
Alparslan'ın 1071'de Malazgirt ovasında Bizans ordularını yok ederek açtığı mukaddes kapıdan şimşek gibi geçip o hızla Anadolu'ya giren ve topyekün Rum ülkesini İslam kılıcının mukaddes gölgesiyle şereflendiren Süleyman Şah, Türkmen boyları arasında hakkıyla ve tabii olarak bir efsane olmuştu. Kimi Osmanlı tarihçilerinin Süleyman Şah'ı, soy ağacında Ertuğrul Gazi'nin babası olarak göstermelerini bu açıdan bakınca anlamak mümkün. Üstelik, bu soy kütüklerinin sonradan yazıldığını da hesaba katınca, yerler ve kişiler karışmış, efsanelerle gerçekler birbirinin içinde kaybolup gitmiş ve arada en az yüz yıllık bir uçurum olmasına rağmen Süleyman Şah Ertuğrul Gazi'nin babası olarak kabul edilmiş olabilir. Ertuğrul Gazi'nin babası Süleyman Şah isimli başka bir kişi de olabilir. Fakat öyle olsa bile, O, Suriye'de Türk askerinin koruduğu türbede yatan Süleyman Şah değildir. Hatta, o türbede yatanın, Anadoluyu fetheden Süleyman Şah olduğuna dair net bir bilgiye de sahip değiliz aslında. Ancak, bu bambaşka bir konu. Ve bazen, inanmak bilmekten önce gelir.
Konuya dönecek olursak, Diriliş Ertuğrul dizisinde Serdar Gökhan tarafından canlandırılan Süleyman Şah, eğer Kutalmış oğlu Süleyman Şah değilse, tarih bize onun hakkında hiç bir şey söylemiyor. Yani Diriliş Ertuğrul'u izlerken, Onun yaptığını, düşündüğünü, söylediğini gördüğünüz her şeyin dizinin senaristlerinin hayal dünyasından çıkıp geldiğini bilmenizde yarar var. Gerçekte Süleyman Şah, bir Selçuklu komutanı olarak Anadolu'ya geldiğinde, emrinde onbinlerce süvari, önünde ise fethedilmeyi bekleyen koca bir ülke bulunuyordu.
Ertuğrul, Türk milletinin tarih boyunca yetiştirdiği sayısız kahramanlar arasında yitip gitme talihsizliğinden ileri görüşlü, atak, dirayetli ve gazi oğullarının büyüttüğü ulu çınarın kökü olmakla kurtulabilmiş büyük bir şahsiyettir. Büyüktür, çünkü Osman gibi bir oğul büyütmüştür. Büyüktür, çünkü O'nun neslinden gelenler dünyaya hükmetmiş, O'nun ocağında açılan Sancak kıtalar boyu uzanan bir vatanın üzerinde yükselmiştir.
Ertuğrul Gazi'nin hayatı da bilinmezlerle doludur. Bu bilinmezlerin en göze batanı ise farklı tarihçilerin verdiği farklı soy ağaçlarıdır diyebiliriz. Hikayesi sonradan yazılmıştır. Bundan iki şeyi kolayca çıkarabiliriz. Birincisi, Ertuğrul hayattayken, hüküm sahibi olduğu yıllarda çağdaşı olan tarihçilerin dikkatini çekecek önemli bir icraatı, faaliyeti yahut etkisi olmamıştır. İkincisi, hayatıyla ilgili ayrıntıların çoğu unutulmuş, atlanmış ya da karıştırılmış olduğundan, hikayesi net ve ayrıntılı değildir.
Diziye dönecek olursak, Ertuğrul'un gençliğinde neler yaptığı, Halep'te ne aradığı, hatta hiç Halep'e gidip gitmediği, Haçlılarla nasıl bir ilişki kurduğu, kimlerle savaştığı, kimi sevdiği, arkadaşlarıyla neler yaptığı, dönemin sosyal ve siyasi gelişmeleri hakkında ne tür düşüncelere sahip olduğu belgelere dayalı tarihin kapsama alanı dışında kalıyor
Kayı Boyunun, Yassıçimen savaşında Celaleddin Harzemşah'a karşı Selçuklu ordusuna yardım ettiğini, yine selçuklu ordusuyla birlikte Karacahisar kuşatmasına katıldığını, bu yararlılıkları dolayısıyla Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat tarafından devletin kuzey-batı ucunu da güvene almak adına Söğüt ve Domaniç'in Kayı aşiretine verildiğini biliyoruz. Yine biliyoruz ki, Ertuğrul Gazi Söğüt'te, ahir ömrünü düşman tekfurlarıyla yanyana yaşayan Kayı boyunun ayakta kalabilmesini sağlamak için denge politikası izleyerek geçirmiştir.
Uzun lafın kısası, Türk halkı Diriliş Ertuğrul adlı TV dizisinde, sanıldığı ve iddia edildiği gibi Ertuğrul Gazi'nin gerçek hayat hikayesini değil, içinde pek az gerçek barındıran tarihsel bir kurguyu seyretmektedir. Dizi tarih bağlamından öylesine kopuk ve dizide konu edilen olaylar öylesine kurmacadır ki, tarihsel gerçeklerin ucundan tutabilmiş izleyiciler için Diriliş Ertuğrul, beşinci yüzyıl Britanya'sında geçtiği söylene gelen Kral Arthur efsanelerini hatırlatmaktadır.
Dönemin sosyal ve siyasi olayları ve dizinin bu yönüyle de gerçeğe uygun olmayan kurgusu hakkında söyleyeceklerimi başka bir yazının konusu olarak şimdilik bir kenara bırakıyor, bir ders kitabı gözüyle bakmamak kaydıyla, Diriliş Ertuğrul izlemenin hoş bir eğlence olduğunun altını çizerek, iyi seyirler diliyorum.
Hürrem Sultan'ın, Sultan Süleyman'ın ve onun talihsiz şehzadelerinin hayat hikayelerini Muhteşem Yüzyıl adlı bir televizyon dizisinden öğrendik. Tarihsel gerçeklere uygunluğu bakımından şiddetli itirazlara maruz kalan Muhteşem Yüzyıl'ın ve ona öykünerek başlayan ve basit bir kopyası olmaktan öte bir yenilik getiremediği için yayın hayatı pek kısa süren Fatih'in bıraktığı boşluğu, bugünlerde konusunu tarihten alan yeni bir yapım doldurmaya çalışıyormuş gibi görünüyor. Diriliş Ertuğrul adıyla TRT ekranlarında hayat bulan bu yeni dizinin, konusunu ne ölçüde tarihten aldığı ve hatta kahramanların isimleri bir yana bırakılırsa, bu dizide anlatılanların ne kadarının tarihsel olarak belgelenebilir gerçeklere dayandığı ciddi anlamda tartışma konusu. Aslında Diriliş Ertuğrul için, konusunu tarihten alan bir TV dizisi yerine, tarihin pek berrak olmayan bir döneminde geçtiği varsayılan kimi olayları konu alan bir kurgu dersek durumu daha iyi ifade etmiş oluruz.
Bir kere ve her şeyden önce, ortada bir Süleyman Şah meselesi var ki, bazı kaynaklarda Ertuğrul Gazi'nin babası olarak geçiyor olmasına rağmen, gerçekte Halep yakınlarında ölen Süleyman Şah'ın Malazgirt zaferini takiben Anadolu'yu fetheden Kutalmış oğlu Süleyman Şah olduğunu, bırakın başka tarihi kaynakları, ortaokul ve lise ders kitaplarından bile okuyabilirsiniz. Evet, Anadolu Oğuz aşiretleri arasında nam salmış bir büyük Süleyman Şah var. Evet, O bir fatih. Evet, o güçlü, kararlı ve muktedir. Çok kısa bir sürede yeni Türk yurdu anadolunun tamamını fethedip egemenliği altında birleştiren bir kurucu hükümdar. Anadolu Selçuklularının ilk sultanı. Büyük bir Gazi. Ünlü ve de çok şanlı bir komutan. Adı süleyman Şah. Ölüm yeri Halep yakınları. Ölüm yılı 1086. Gerçek bir kişi. Adını tarihimizin altın sayfalarına ifteharla yazdırmış çok büyük bir kahraman.
Alparslan'ın 1071'de Malazgirt ovasında Bizans ordularını yok ederek açtığı mukaddes kapıdan şimşek gibi geçip o hızla Anadolu'ya giren ve topyekün Rum ülkesini İslam kılıcının mukaddes gölgesiyle şereflendiren Süleyman Şah, Türkmen boyları arasında hakkıyla ve tabii olarak bir efsane olmuştu. Kimi Osmanlı tarihçilerinin Süleyman Şah'ı, soy ağacında Ertuğrul Gazi'nin babası olarak göstermelerini bu açıdan bakınca anlamak mümkün. Üstelik, bu soy kütüklerinin sonradan yazıldığını da hesaba katınca, yerler ve kişiler karışmış, efsanelerle gerçekler birbirinin içinde kaybolup gitmiş ve arada en az yüz yıllık bir uçurum olmasına rağmen Süleyman Şah Ertuğrul Gazi'nin babası olarak kabul edilmiş olabilir. Ertuğrul Gazi'nin babası Süleyman Şah isimli başka bir kişi de olabilir. Fakat öyle olsa bile, O, Suriye'de Türk askerinin koruduğu türbede yatan Süleyman Şah değildir. Hatta, o türbede yatanın, Anadoluyu fetheden Süleyman Şah olduğuna dair net bir bilgiye de sahip değiliz aslında. Ancak, bu bambaşka bir konu. Ve bazen, inanmak bilmekten önce gelir.
Konuya dönecek olursak, Diriliş Ertuğrul dizisinde Serdar Gökhan tarafından canlandırılan Süleyman Şah, eğer Kutalmış oğlu Süleyman Şah değilse, tarih bize onun hakkında hiç bir şey söylemiyor. Yani Diriliş Ertuğrul'u izlerken, Onun yaptığını, düşündüğünü, söylediğini gördüğünüz her şeyin dizinin senaristlerinin hayal dünyasından çıkıp geldiğini bilmenizde yarar var. Gerçekte Süleyman Şah, bir Selçuklu komutanı olarak Anadolu'ya geldiğinde, emrinde onbinlerce süvari, önünde ise fethedilmeyi bekleyen koca bir ülke bulunuyordu.
Ertuğrul, Türk milletinin tarih boyunca yetiştirdiği sayısız kahramanlar arasında yitip gitme talihsizliğinden ileri görüşlü, atak, dirayetli ve gazi oğullarının büyüttüğü ulu çınarın kökü olmakla kurtulabilmiş büyük bir şahsiyettir. Büyüktür, çünkü Osman gibi bir oğul büyütmüştür. Büyüktür, çünkü O'nun neslinden gelenler dünyaya hükmetmiş, O'nun ocağında açılan Sancak kıtalar boyu uzanan bir vatanın üzerinde yükselmiştir.
Ertuğrul Gazi'nin hayatı da bilinmezlerle doludur. Bu bilinmezlerin en göze batanı ise farklı tarihçilerin verdiği farklı soy ağaçlarıdır diyebiliriz. Hikayesi sonradan yazılmıştır. Bundan iki şeyi kolayca çıkarabiliriz. Birincisi, Ertuğrul hayattayken, hüküm sahibi olduğu yıllarda çağdaşı olan tarihçilerin dikkatini çekecek önemli bir icraatı, faaliyeti yahut etkisi olmamıştır. İkincisi, hayatıyla ilgili ayrıntıların çoğu unutulmuş, atlanmış ya da karıştırılmış olduğundan, hikayesi net ve ayrıntılı değildir.
Diziye dönecek olursak, Ertuğrul'un gençliğinde neler yaptığı, Halep'te ne aradığı, hatta hiç Halep'e gidip gitmediği, Haçlılarla nasıl bir ilişki kurduğu, kimlerle savaştığı, kimi sevdiği, arkadaşlarıyla neler yaptığı, dönemin sosyal ve siyasi gelişmeleri hakkında ne tür düşüncelere sahip olduğu belgelere dayalı tarihin kapsama alanı dışında kalıyor
Kayı Boyunun, Yassıçimen savaşında Celaleddin Harzemşah'a karşı Selçuklu ordusuna yardım ettiğini, yine selçuklu ordusuyla birlikte Karacahisar kuşatmasına katıldığını, bu yararlılıkları dolayısıyla Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat tarafından devletin kuzey-batı ucunu da güvene almak adına Söğüt ve Domaniç'in Kayı aşiretine verildiğini biliyoruz. Yine biliyoruz ki, Ertuğrul Gazi Söğüt'te, ahir ömrünü düşman tekfurlarıyla yanyana yaşayan Kayı boyunun ayakta kalabilmesini sağlamak için denge politikası izleyerek geçirmiştir.
Uzun lafın kısası, Türk halkı Diriliş Ertuğrul adlı TV dizisinde, sanıldığı ve iddia edildiği gibi Ertuğrul Gazi'nin gerçek hayat hikayesini değil, içinde pek az gerçek barındıran tarihsel bir kurguyu seyretmektedir. Dizi tarih bağlamından öylesine kopuk ve dizide konu edilen olaylar öylesine kurmacadır ki, tarihsel gerçeklerin ucundan tutabilmiş izleyiciler için Diriliş Ertuğrul, beşinci yüzyıl Britanya'sında geçtiği söylene gelen Kral Arthur efsanelerini hatırlatmaktadır.
Dönemin sosyal ve siyasi olayları ve dizinin bu yönüyle de gerçeğe uygun olmayan kurgusu hakkında söyleyeceklerimi başka bir yazının konusu olarak şimdilik bir kenara bırakıyor, bir ders kitabı gözüyle bakmamak kaydıyla, Diriliş Ertuğrul izlemenin hoş bir eğlence olduğunun altını çizerek, iyi seyirler diliyorum.

Yorumlar
Yorum Gönder