Cumhuriyet'in Milletimiz İçin Anlam ve Önemi
Cumhuriyet'in ilanı, acı tatlı sayısız hatıralarla dolu binlerce yıllık tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biridir. Ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Ey Türk gençliği, birinci vazifen; Türk istiklâlini ve Türk Cumhuriyeti’ni muhafaza ve müdafa etmektir” Diyerek, öncelikle ve bilhassa genç kuşaklara emanet ettiği Cumhuriyet, hiç kuşkusuz onun en büyük mirasıdır. Savaşla, acıyla, yoksullukla dolu çok uzun bir ölüm kalım mücadelesinin sonunda, milletin kahraman evlatlarının akla hayale sığmaz fedakârlıkları sayesinde kazanılmış büyük ve şanlı bir zaferin meyvesidir. 29 Ekimi, milletimize büyük acılar çektiren, ağır bedeller ödeten karanlık bir devrin sonu ve umudun yeşerdiği, milletçe geleceğe güvenle bakmaya başladığımız yeni bir devrin başlangıcı olduğu için bayram olarak kutluyoruz.
Cumhuriyet’i bir ağaca benzetirsek; Diyebiliriz ki, bu ağacın yaprağı ve çiçeği demokrasi ve insan hakları, meyvesi huzur ve refahtır. Bu kapsamda, Cumhuriyet’i demokrasi ve insan hakları gibi çağdaş evrensel değerlerin ayrılmaz bir parçası olarak görmeli, 29 Ekimi aynı zamanda bir demokrasi bayramı olarak da kutlamalıyız.
Cumhuriyet'e sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bir milletin veya o milleti oluşturan bireylerin kaderini etkileyecek önemli kararlar söz konusu olduğunda, son sözü her zaman ve mutlaka bizim söyleyebilmenizin yegâne teminatı Cumhuriyet’tir.
Çağdaş yönetim anlayışının en üst noktasını temsil eden Cumhuriyet, egemenliğin milletin meclisinde tecelli ettiği, bütün vatandaşların eşit haklara sahip olduğu medeni bir yönetim şeklidir. Yalnız bunlar bile, topyekün bir ulusun yahut tek bir vatandaşın bir yönetim şekli olarak Cumhuriyet’i sevip onu yüceltmesi ve onu her şeyin üzerinde tutarak, saygıyla, heyecanla ve samimiyetle Cumhuriyet’e sahip çıkması için yeterli sebeptir. Oysa Türk Milleti için Cumhuriyet bu makul sebeplerin çok ötesinde, daha derin ve daha kutlu bir anlam da ifade etmektedir. Bu derin ve kutlu anlam; Seferberlik yıllarında ve Milli Mücadele sırasında çekilen acıların ve Çanakkale’de, İnönü’de, Sakarya’da ve nihayet 30 ağustos günü baş komutanlık meydan muharebesinde kazanılan zaferlerin hatıraları arasında aranmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, bugün sahip olduğumuz her şeyin bedeli, birzamanlar sahip oldukları her şeyi bizim için feda etmiş dedelerimiz ve ninelerimiz tarafından ödenmiştir. Vatan ve millet uğruna Dedesi başka, babası başka, kendi başka bir cephede savaşan ve pek çoğu bir daha evine dönemeyen kahraman babalarımızın ve milletin evlatlarını imdada çağırdığı her yeni savaşta, şehit olan kocasının yerine oğlunu, toprağa düşen oğlunun yerine torununu gönderen ve geride hiçkimse kalmayınca kundaktaki yavrusunu sırtına sarıp cepheye silah ve cephane taşıyan fedakâr annelerimizin çilesini, acısını, umudunu ve inancını düşünmek, bununla da yetinmeyip anlamak mecburiyetindeyiz. Onlar yalnız kendi yaşamlarının yükünü taşıyıp sadece içinde yaşadıkları zamanın çilesini çekmekle kalmadılar. Yıllar sonra bu topraklarda özgürce yürüyüp huzur ve refah içinde yaşayacak evlatlarının, sizlerin, bizlerin, “Bu benim ülkem, benim devletim, benim cumhuriyetim” diyen her vatan evladının minnetle, şükranla ve saygıyla hatırlayacağı büyük fedakârlıklarda bulunarak milletin geleceğini de kurtarmış oldular. Bugün bize düşen, onların bıraktığı bu büyük mirasa sahip çıkmak, onu koruyup yücelterek borcumuzu ödemeye çalışmaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder